İRAN'DA ÜÇ GÜN

Yıllardır görmek istediğim, filmlerini bayıla bayıla izlediğim, senelerdir yönetildiği baskıcı düzene rağmen pırıl pırıl kültürünü koruyan ülke İran. Sonunda filmlerde gördüğüm sokaklarda yürüyecek, güzel yemeklerini çaylarını tadacak, videolarda görüp özendiğim gezginler gibi İran kültürünü deneyimleyecektim.


Heyecandan doğru düzgün uyuyamadığım bir gecenin ardından sabah 6'da kalkıp hazırlanmaya başlıyordum... ki Van'da suların kesik olduğunu öğrenerek bir hayal kırıklığı yaşadım, yine de elimden geldiği kadar güzelce hazırlandım ve bana bu seyahatte eşlik edecek güzel ailemle tur otobüsümüzü (biz Ayanis Tur’u tercih ettik ve çok memnun kaldık) beklemeye başladık. Buluşma yerimize İran sınırına giden veya sınırdan İranlı turistleri getiren o kadar çok otobüs gidip geldi ki kendi otobüsümüzü bulamayacağız diye zaten paniklemeye yatkın bünyelerimizde hafif bir panik baş gösterdi. Ve otobüslerin üzerinde firma vs. bilgiler de yer almıyor. Neyse ki şoförümüzle telefonlaşarak birbirimize ulaştık. Tur arkadaşlarımızla tanışarak başladı seyahatimiz; 4 kişilik ailem ve başka 3 kişilik bir aile, tek başlarına gelen 2 öğretmen genç beyefendi ve film gibi bir hayatı olan veya biraz abartarak anlatan bir orta yaşlı beyefendiyle yol arkadaşlığımız başladı.

Kapıköy Sınır Kapısı'na yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk sonunda ulaştık. Sınırdan geçerken başımızı örttük, görevli polis pasaportuma bakıp çok fazla damga görünce biraz işkillendi ve mesleğimi sordu, doktor olduğumu öğrendikten sonra üstelemedi. Babamın pasaportu kontrol edilirken ise yaklaşık 15 dakika sistemleri dondu ama bunu işlemler bittikten sonra söyledikleri için beklerken biraz gerildik, neyse sonuç olarak sınırdan sorunsuzca geçtik, artık İran'daydık.
Sınırdan otobüsümüze yürürken para bozdurmaya, sigara satmaya çalışan yüzlerce insan gördük, çoğu çocuk yaşta. Ve sınırda bekleyen eski püskü arabaların, kamyonetlerin arasından tur aracımıza ulaştık. Araç tam kişi sayısı kadar yani 10 koltuk içeriyordu ve çok rahat sayılmazdı. Biraz ilerledikten sonra para bozdurmak için bir durakladık, İran'da Türkiye kredi kartları ve banka kartlarını kullanamıyorsunuz yanınızda nakit olmak zorunda. Para bozduracağımız yerde inanılmaz bir yağmura yakalandık ve gezimiz boyunca hava kötü gider diye biraz korktuk, neyse ki bir daha hiç yağmura yakalanmadık.
Para bozdurma işini bitirdikten sonra, Kiyarüstemi filmlerinde izlemeye bayıldığım köylere benzer köylerin arasından geçerek ilk durağımıza vardık. Burası Şah döneminde inşa edilmiş, İran'ı Türkiye'ye bağlayan bir köprüydü fakat artık kullanılmıyor.

Yukarıda bahsettiğim köprü
Burada fotoğraf çekindikten sonra tekrar aracımıza geçip Hoy şehrine doğru yola koyulduk. Hoy'da Şems-i Tebrizi'nin mezarını ziyaret ettik, mezarın yanında bir kule var ve kulede hayvan boynuzları takılı, bu boynuzlar Şah İsmail'in avladığı hayvanların boynuzları imiş, avcılığı çok severmiş kendileri.

Hoy'da biraz sokakları dolaştıktan sonra tekrar aracımıza binip mola yeri tadında bir restorana ulaştık. Burada Adana kebap, tavuk şiş gibi Türkiyeden aşina olduğumuz yemekler servis ediliyordu fakat farkı yemeklerde safran ve bazı bilmediğimiz baharatlar kullanmaları, bizim hoşumuza gitti. Ve İran'da kebaplar kocaman bir tabak pilavla servis ediliyor.

İran'da kebaplar 'az pilav' dediğinizde böyle geliyor.

Yemeğimizi de yedikten sonra Şah Gölü'ne doğru yola devam ettik. Şahlık döneminde yazlık sarayı buraya inşa etmişler, saray dediğimize bakmayın büyükçe bir villaya benzer bir yapı. Tebrizliler şu anda bu göl etrafında yürüyüş yapmayı, kafelerde oturmayı seviyor, zaten çevresi oldukça hareketliydi.

Şah Gölü (El Gölü)
Göle yakın bir yerden Tebriz baklavası aldık, şeker kullanmadan balla yapılan bir baklavaymış ve onlarca çeşidi var, biz karışık bir kutu yaptırdık ve hepsi birbirinden güzeldi.

Tebriz baklavası
Sonra da otelimize vardık. Konaklamamız Tebriz Otel’de idi, devrimden önce burası Hilton Otel imiş. Oteli çok beğendik fakat tek sorunumuz, ki bu da İran'ın genel sorunu, internet ile oldu. İndirdiğimiz VPN'leri de çalıştırmayı beceremedik ve sosyal medyayla asla bağlantı kuramadık, haberleşmek için Gmail çalışıyordu sadece onu kullanabildik 😅

Tebriz
Otelde internetle biraz cebelleştikten sonra hazırlanıp Tebriz sokaklarında dolaşmaya başladık. İran sokakları Türkiye'den daha huzurlu diyebilirim, insanları çok sakin çok yardımsever, esnafları çok kibar. Trafikte çok çok dikkat etmelisiniz çünkü arabalar her yerden çıkabilir ve doğru düzgün trafik ışığı yok, olanlara da uyulmuyor. Dikkatli bir şekilde yola adım attığınızda sürücüler yol veriyor fakat tekrar vurgulayayım trafiğe çok dikkat etmelisiniz. Tebriz'in güzel ve modern sokaklarında biraz dolaşıp, çay kahve içip bir şeyler atıştırmak için bir alışveriş merkezinin yemek katına çıktık. Alışveriş merkezleri aynı Türkiye'deki gibi eğer merak eden varsa.., Burada çay aldığımızda İran videolarında gördüğüm saplı çay şekerlerinden gördük ve bu beni inanılmaz heyecanlandırdı, kendimi tam olarak İranda hissettiren ufacık ama çok mutluluk verici bir detaydı benim için... Alışveriş merkezinden sonra dinlenmek için otelimize döndük.


Sabah gezimize Şairler Mezarlığı'ndan başladık. Buradaki anıt bina 4 yanından da arka arkaya 3 kitap şeklinde görünecek şekilde inşa edilmiş. Bina tadilattaydı bu yüzden sadece en ünlü şairleri Şehriyar'ın mezarını ziyaret edebildik. İçerde Şehriyar'ın kitaplarından veya çeşitli küçük hediyeliklerden alabileceğiniz bir dükkan var, hatıra kalmalık bir şeyler almak istiyorsanız buradan alın derim ben, şehirde başka hediyelik satan yer bulmak çok çok zor.

Şairler Mezarlığı
Şairler Mezarlığı'nın yanında İmam Cafer'i Sadık'ın oğlunun türbesi yer alıyor. İçini kesinlikle ama kesinlikle görmenizi öneririm, hem etkileyici mistik havasını solursunuz hem de inanılmaz güzel bir aynalı odası var biz çok etkilendik. Bu tarz aynalı odaların en görkemlisi Meşhed'de İmam Rıza'nın türbesinde yer alıyormuş, biz maalesef onu göremedik.

Aynalı oda

Sonraki durağımız Gök Mescit oldu. 1465'te yapımına başlanan medrese uzun yıllar ibadet için kullanıldıktan sonra, 1721'de Tebriz'de çok büyük bir deprem meydana geliyor ve mescitin yıkılma tehlikesi olduğu için ibadete kapanıyor. Hala restorasyon çalışmalarının sürdüğü mescit şu anda da toplu ibadete kapalı fakat isteyenler bireysel olarak ibadetlerini gerçekleştirebiliyor.

Gök Mescit'ten sonra, dünyanın en büyük kapalı çarşılarından olan Tebriz Kapalı Çarşısı'na gittik. Çok güzel bir çarşı fakat Ramazan Bayramı'nda gittiğimiz için dükkanların çoğu kapalıydı. Açık dükkanlardan bazıları ünlü İran halılarından satıyordu. İnanılmaz güzel şeyler var üstelik güzelliklerine ve harcanan emeğe karşın fiyatları çok uygun. Biz taşımak zor olacağı için almadık ama alamazsanız bile kesinlikle incelemenizi öneririm hayran kalacaksınız. Çarşıdan halı dışındaki önerim safran almanız olabilir çünkü hem buraya özgü hem küçük küçük paketlerde satılıyor hem de çok uygun fiyatlı.

Halılar
Sıradaki durağımız rehberimizin önerisiyle Tebriz'in lüks restoranlarından biri oldu. Burada Tebriz köftesi, abgoosht çorbası gibi geleneksel İran yemekleri denedik ve restoranın dekorasyonu, çalışanların kibarlığı ve yemekleriyle her şey çok güzeldi. Maalesef restoranın adını unuttum ve internette de bulamadım... İran'da meyveli malt içecekleri çok yaygın, ben sevdim denemenizi öneririm.

Restoranın iç dekorasyonu
Karnımızı doyurduktan sonra Urmiye şehrine doğru yola koyulduk ve Urmiye Gölü'nde bir karpuz molası verdik. Tuz gölü özelliğindeki bu göl, aslında Van Gölü'nden büyükmüş fakat yapılan barajlar, sanayi tesisleri ve tarım için kullanımın etkisiyle gölün suyu 1995'ten bu yana oldukça azalmış. Gölün etrafı bayram tatili nedeniyle piknikçilerle doluydu, piknik kültürü bizdeki gibi İran'da da çok yaygın.


Otelimize geçmeden önce Urmiye Seyir Tepesi'nden şehri seyrettik. Tebriz'den sonra çok küçük bir şehir gibi göründü. Sonra yerel küçük bir marketi dolaşıp biraz fiyatları inceledik, fiyatlar TL'ye çevirdiğimizde çok uygun oluyor, ve kendimize biraz çay aldık. İran'ın çayları çok güzel, kesinlikle denemenizi öneririm. Alışverişin ardından otele dönüp Türkiye'deki erkek arkadaşımla mail yoluyla biraz iletişim kurabildikten sonra hazırlanıp tur arkadaşlarımızla Urmiye'nin merkez caddesine gezmeye geldik. Urmiye'nin cafe restoranlarının yer aldığı cadde düşündüğümüzden çok küçükmüş, rehberden 3 saat zaman istemiştik ama uzunluğu 300 metre bile olmayan bir cadde için biraz fazla zaman istemişiz 😂 Burada bir restoranda lahmacun, evet lahmacun yiyip biraz oturduktan sonra caddede 2 tur atıp tekrar otelimize döndük.

Urmiye Seyir Tepesi
Urmiye'de Ana Hotel'de konakladık, bu otel Türkiye'de ve dünyanın başka herhangi bir yerinde kaldığım oteller içinde en güzeliydi.

Sabah otelde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Selçuklular tarafından 12. Yüzyılda inşa edilen Üç Kümbet Türbesi'ne gittik ve sonrasında Urmiye'ye özgü Urmiye noğulu isimli içi cevizli şekerden aldık HİÇ BEĞENMEDİK yine de deneyebilirsiniz insan merak ediyor ama beklentiniz çok çok düşük olsun...

Üç Kümbet
Turumuza Urmiye Tarihi Pazarı ile devam ettik, Tebriz Kapalı Çarşısı'ndan çok daha küçük ama çok tatlı bir çarşı. Sonra rehberimiz serbest zaman verdi ve Urmiye'nin bayram sebebiyle normalden de hareketli güzel sokaklarında, turumuzun son saatleri olmasının yarattığı hüzünle dolaştık.

Urmiye Tarihi Pazarı
Veee güzel İran gezimizin son durağı olarak da Persepolis'teki kabartmalardan çok etkilenen Sasanilerin yaptırdığı bir taş kabartmayı görmeye gittik. Kabartmada Sasani Kralı Erdeşir'in Roma Kralı Valerian'ı dize getirmesi şeklinde özetlenebilecek bir olay işlenmiş.


Bunu da inceledikten sonra sınıra doğru yola çıktık, Türkiye'ye geçmeden verdiğimiz molada İran kebapları ve pilavlarıyla karnımızı doyurduktan ve kalan İran paralarımızı Türk Lirası'na çevirdikten sonra İran'a veda ettik.

2 yorum:

  1. Güzel anılarımızı tazeleyen blogunla gezimizi baştan sona yeniden yaşadım. Kalemine yüreğine sağlık güzel kızım😍🙏

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler babiş gezi için de yorumun için de 😍

      Sil