MISIR GEZİ REHBERİ-DÖRT GÜNDE MISIR

Üç ay önce yeni işime başlamış, öğrencilikten ve evden uzakta, sorumluluklarla dolu yeni hayatıma uyum sağlamaya çalışıyordum ve bu konuda çok başarılı olabildiğim söylenemezdi. Hayatın yaşanmaya değer günlerinin geçmişte kaldığına inanıyor, bu “korkunç” hayattan kaçıp kurtulmak için her boşluğumu ilginç aktivitelerle, gezilerle doldurmaya çalışıyordum. Mısır’a gidişim de “maalesef” tam bu dönemde idi. Tarihiyle, doğal güzellikleriyle ve en çok da kış döneminde yaz tatili seçeneği sunmasıyla beni cezbeden, en sevebileceğim ülkelerden birine bu histerik ruh haliyle gitmek tabii ki yaşadığım en güzel gezi tecrübelerinden birini sunmadı bana, yine de ailemle birkaç gün yapılan bu kaçamak sonuç olarak hepimize iyi geldi.

Birinci Gün - Yolculuk ve Şarm el Şeyh’i Keşif

Şarm el Şeyh merkezi

2024’ün Ramazan Bayramı’nda 4 gün geçirdik Mısır’da. Tatile sadece bir ay kala bilet almış olmak, normalin birkaç misli ödememize neden oldu diyebilirim. 8 Nisan 2024 gecesi Ankara’dan arabamızla yola çıktık uçağımızın kalkacağı İstanbul Havaalanı’na doğru. Bu keyifli yolculuğun ardından EgyptAir ile önce Kahire’ye uçtuk. Kahire Uluslararası Havaalanı’nda vize işlemlerimi hallettik. Annem ve babamın yeşil pasaportu olduğundan vize almaları gerekmedi. Aslında Şarm el Şeyh için bordo pasaportta da vizeye ihtiyaç duyulmuyor fakat planlarımızda Kahire’yi de gezmek olduğundan vize almam gerekiyordu. Vize işlemi ÇOK AMA ÇOK KOLAY. Polis beni resmen bilet gişesi gibi çalışan bir yere yönlendirdi, 25 dolar ödedim ve vizem hazırdı, pasaportuma yapıştırıldı. Bu işlem yarım saat bile sürmüyor ama sıra çok uzun olabiliyor, bu yüzden uçuş zamanlarını ayarlarken biraz tedbirli olmakta fayda var.

Kahire’den Şarm el Şeyh aktarmamıza da sorunsuz bir şekilde yetiştik, hatta havaalanında biraz uyuduk bile. Ve Kızıldeniz’in kıyısında, çölün ortasında bir sahil şehrindeydik artık. Hava ışıl ışıldı, denizin nemi yüzümüze vuruyordu. Ankara hala buz gibiyken bu hissi yaşamak… Havaalanından otelimize transfer almak işimizi çok kolaylaştırdı. Transfer bizi güzeller güzeli otelimize sorunsuz bir şekilde ulaştırdı. El Hadaba bölgesinde yer alan Amphoras Blu Hotel’de konakladık. Bu bölge resifleriyle ünlü, otelin önünde denize girdiğinizde bile dalış yapmış kadar çok şey görebiliyorsunuz; mercanlar, irili ufaklı renkli renkli bir sürü balık… Otelin plajı inanılmaz güzeldi, bir daha gitsem sadece plajı için bile tekrar bu oteli tercih etmek isterim. İlk günümüzü yol yorgunluğuyla şezlonglarda içeceklerimizi yudumlayıp manzaranın ve otelin ne kadar güzel olduğundan konuşarak, biraz da yüzerek geçirdik. Ne yalan söyleyeyim, hiç bilmediğim bir coğrafyada tanımadığım binlerce balıkla yüzmek beni hem heyecanlandırdı hem de biraz korkuttu.

Biraz dinlenip akşam yemeğimizi yedikten sonra Şarm el Şeyh’in merkezini keşfetmeye çıktık. InDrive uygulamasından taksimizi çağırdık, bu uygulamayı kesinlikle tavsiye ediyorum, taksilere yoldan çevirip vs. bindiğinizde turist olduğunuz için fahiş fiyatlar söylüyorlar, uygulamada taksiniz daha gelmeden ne kadar ödeyeceğinizi görüyorsunuz, Uber gibi ama ödemenizi taksiciye nakit olarak yapıyorsunuz (yani biz nakit ödedik ama uygulamadan da ödeme yapma seçeneği olabilir, bunu net hatırlamıyorum).

Sahabe Camii

Merkez takdir edersiniz ki tarihi güzelliklerle dolu değil, ama cıvıl cıvıl tam bir tatil merkezi. Minik dükkanlardan pazarlıkla hediyelikler ve tatlı hatıralar alabilir, akşam yürüyüşünüzü yapabilir, bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Ve merkezde 2011 yılında inşa edilmiş olan Sahabe Camii’ni tüm ihtişamıyla görüp ziyaret edebilirsiniz.

Farsha Cafe

Veeee merkezde biraz dolaştıktan sonra sıra geldi benim en heyecanlı olduğum noktalardan birine, Farsha Cafe’ye gitmeye. Deniz kıyısında bir yamaca inşa edilen bu kafe bence dünyanın en ilginç kafelerinden biri, ziyaretimizin üstünden neredeyse bir sene geçmesine rağmen hala buradan bahsetmek beni çok heyecanlandırıyor. Yine InDrive’dan çağırdığımız bir taksiyle buraya ulaştık, içeri geçtik ve yamaçtaki masalardan birine geçebilmek için bekleme listesine adımızı yazdırdık. İÇERİSİ O KADAR İNANILMAZDI Kİ. Her yaştan ve her milletten insan hazırlanıp gelmiş, yerel ve uluslararası karışık bir müzik listesi (Simge-Aşkın Olayım da çaldı), Kızıldeniz manzarası ve kokusu eşliğinde oturuyor, sohbet ediyor, eğleniyor… Sıramız gelene kadar bar kısmının olduğu yukarıdaki alanda oturduk, sonra görevliler yamaçtaki bir masaya doğru yol gösterdi ve hayatımızın en eğlenceli, en ilginç akşamlarından birini yaşatacak masamıza geçtik. Masalar büyük olduğundan başka bir grup insanla oturduk. Masamızda benimle yaşıt kızıyla tatile gelmiş bir İtalyan baba, buraya tatile gelip çok beğenen ve ev alıp buraya yerleşen Polonyalı dünya tatlısı bir kadın, kadının Mısırlı avukat bir arkadaşı ve eşi, Mısırlı ve daha önce Türkiye’de yaşamış orta yaşlı bir adam ve eşi vardı. Gece boyunca kafenin gösterileri eşliğinde sohbet ettik, müzikten birbirimizi zor duysak da kahkahalarımız gülüşlerimiz hiç kesilmedi… Şimdi dönüp bakınca gerçekten rüya gibi bir akşamdı, o kadar eğlendik ki, tüm gündelik telaşlarımızı ve dertlerimizi kafenin girişinde bırakmış gibiydik o masada otururken. Gecemizi Farsha Cafe ile noktalayıp dinlenmek üzere otelimize döndük.

İkinci Gün – Dalış

Sabah erkenden kalktık, kahvaltımızı yapıp hazırlandık ve bizi otelden tekneye götürecek servise atladık. Tekne turu ve dalış hizmetini Şarm Tur (instagram: @sarmturcom) üzerinden aldık, bu firmadan kesinlikle çok memnunuz. Firmanın sahipleri Türk ve Türkçe konuşan rehberleri var, haliyle geziye katılan herkes de Türkiye’den gelmişti. Tur ekibimizle tanışıp teknemize bindik ve muhteşem Kızıldeniz manzaraları eşliğinde gezimiz başladı. Profesyonel dalgıçlardan oluşan ekip bize dalış sırasında dikkat edeceklerimizi anlattı, bir gözümüz deniz manzarasında bir gözümüz onlarda, dinledik anlatılanları. Dağıtılan sağlık formlarını imzaladık, annem ve babam dalmak istemediler, ben ise itiraf etmeliyim ki oldukça korkarak bu aktiviteye gönüllü oldum.

Dalış yapacak herkese sıra numarası veriliyor, 4 profesyonel dalgıç sırayla birer kişiyi alıyor ve dalıyorlar, 20 dakika kadar sonra çıkıyorlar. Sıra bana gelmeden dalış kıyafetimi giymiş, korku ve heyecandan hafifçe titreyerek sıramı bekliyordum ve beklenen an geldi. Dalış hocam o kadar profesyonel, o kadar sakinleştiriciydi ki… Önce bir kez dalmayı denedim ve yaklaşık bir dakika sonra korkuyla çıkmak istediğimi söyledim, klostrofobi gibi bir hisse kapılmıştım. Çıktıktan sonra hocam yanımda olduğunu, istediğim zaman bırakabileceğimi ama kötü bir şey olmaması için her zaman gözünün bende olduğunu söyleyerek beni sakinleştirdi ve bir kez daha denedik. BU SEFER OLMUŞTU. Mercanların yanında, morlu turunculu yeşilli balıkların arasındaydım. Kulağımda okyanus tüpünden çektiğim nefeslerin sesi, önümde Kızıldeniz’in inanılmaz güzellikleri… Bu güzelliklerin tadını çıkarıp birkaç fotoğraf çekildikten sonra tekrar bir anksiyete atağı geldi. Buradan nasıl çıkacaktım? Bir şey olsa, boğazıma su kaçsa öksüremeyecek ve bağıramayacaktım bile… Bu korkular beni tekrar ele geçirdi ve teknede gösterilen tüm el hareketlerini unutarak anlamsız ve komik jestlerle çıkmak istediğimi bir şekilde anlattım. Dalış hocası beni yine sakince yüzeye götürdü ve bu adam pes etmiyordu… Tekrar sakinleştirdi, tekneye gideceğimizi söyledi ama gidene kadar yüzeyden çok uzaklaşmadan tekrar dalmaya ikna etti beni. Yine çok güzeldi ve erken pes ettiğime pişman olmuştum ama korkuyordum da… Bunları anlattım çünkü size önerim, eğer dalıştan önce sorulan sağlık sorunlarına sahip değilseniz ekibe güvenmeniz olacak. Endişeye gerçekten mahal yok, her şey gerçekten profesyonel kişilerce kontrol altında.

Dalış hatıram

Tekneye vardığımda hem denizde üşümenin ve rüzgarın etkisiyle hem de muhtemelen öleceğini sanan bedenimin salgıladığı adrenalinle yarım saat kadar zangır zangır titredim, bir türlü ısınamıyordum. Sıradakilerin dalışları bittikten sonra teknemiz tekrar hareket etti, bu sırada öğle yemeklerimizi yedik ve Beyaz Ada’nın yakınlarına demirledik, ekipçe adaya yüzdük. Suyun rengi inanılmaz güzeldi burada, adanın ise beyaz kumları çok güzel olmakla birlikte pek de bir olayı yok açıkçası, yine de burada olmak, Kızıldeniz’in turkuaz sularında yüzmek inanılmaz bir keyifti.

Beyaz Ada ve etrafında yüzenler

Beyaz Ada’dan sonra dönüşe geçtik, yorulmuştuk. Yine servisle otelimize bırakıldık, duş alıp akşam yemeğimizi yedik, sonra biraz uyuduk ama gerçekten çok az uyuyabildik çünkü bu gece otobüsle Kahire’ye doğru yola çıkacaktık.

Üçüncü Gün – Kahire ve Piramitler

Otobüsümüz gecenin bir yarısı bizi otelden aldı. Şikayetim yoktu, otobüs yolculuklarını oldum olası çok sevmişimdir, kulaklığımı takıp kişiliğimin tam zıddı asi şarkılar dinleyip yolu izleyerek günlük hayattan uzaklaşmak, yolu izlemek dışında yapmam gereken hiçbir şey olmaması hissi, yolda gördüğüm insan, hayvan ve bitkilerin hayatları üzerine hayallere dalmak… Üstelik de MISIR’DA BİR YOLDA, tanımadığım bir coğrafyada aşina olmadığım insanlar üzerine düşünmek… Hayallerim böyleydi ama maalesef ruh halim sadece kendimi düşünmeme izin veriyordu, tatil bitecekti ve ben kaçmaya çalıştığım hayata dönecektim, zaman gittikçe daralıyordu.

Neyse, yine de normalden daha mutlu ve heyecanlıydım tabii… Sabah erkenden Kahire’ye vardık, neredeyse kendiliğinden yıkılacak binaların arasından yükselen reklam panolarındaki Yeni Kahire’nin şatafatlı planlarını izleyerek Tahrir Meydanı’na vardık. Meydanda bol bol 2011 Mısır Devrimi’nden, Hüsnü Mübarek’ten bahsettik. Burada bir dizi tavsiyesiyle araya girmek durumundayım, lütfennnn Ramy dizisini izleyin, izleyince nedenini anlayacaksınız…

Tahrir Meydanı’ndan yönümüzü Kahire Mısır Müzesi’ne çevirdik. Müzenin bahçesi ve binası size bir anda Mısır’dan ayrılıp Avrupa şehirlerinden birine gelmişsiniz hissi veriyor. İNANILMAZ BİR MÜZE… Antik Mısır eserlerini bir bir inceleme fırsatınız var, tabii turla gelmediyseniz… Turlarda maalesef çok kısıtlı bir süre tanınıyor. Kahire’ye turla gelmek, özellikle de zamanınız kısıtlıysa oldukça konforlu ve mantıklı tabii ama turlar istediğiniz şeye istediğiniz kadar zaman ayırma fırsatını elinizden alıyor. Bu durum SADECE zaman kısıtlılığından kaynaklı olsa elbette çok sorun etmem ama asıl canımı sıkan durum, tur rehberimizin bizi durmadan çeşitli dükkanlara iteleyip satışlardan pay almak için çabalarken müzeye ve PİRAMİTLERE ayrılması gereken zamanı boşa harcamasıydı. Bu sebeple müzede kısa bir gezinti yapabildik, yine de çok çok güzeldi…

Kahire Mısır Müzesi

Müzeden sonra Nil Nehri’nde minik bir tekne turu yaptık ve bu beni inanılmaz etkiledi. “Şu an Nil Nehri üzerindeyiz.” düşüncesi beni heyecan ve mutluluktan titretiyordu. Bu anı ölümsüzleştirecek fotoğraf ve videolar çekmek istemek ve anı kaçırmaktan korkmak arasında heyecanla gidip geliyordum, tarif edilmez bir histi…

Nil Nehri üzerinde hatıra fotoğrafım

Tekne turundan sonra Nil Nehri manzaralı, güzel ama vasat ve hafif pis bir restoranda, çalışanların kaba tavırları eşliğinde öğlen yemeğimizi yedik, zehirlenme gibi bir durum olmadı. Ve bir noktada yakamızı rehberin bizi zorla götürdüğü dükkanlardan kurtarıp rotamızı piramitlere çevirebildik. Piramitler bayağı şehrin ortasında, öyle uzak bir köşede falan değil. Biz o kadar geç varabildik ki biraz daha trafiğe takılsak kapanacaktı girişler, zar zor girebildik neyse ki. Rehberin zorla deve veya faytona bindirme çabasından 10 dolarımı kaptırıp yine de deveye binmeyerek kurtuldum, annemler o kadar şanslı olamadıkları için rehberin oyununa gelip faytonla gezmek zorunda kaldılar. Ben yürüyerek dolaştım piramitlerin arasını; bir tablonun içinde, duvarda asılı bir fotoğrafta, bir film karesinde gibi hissediyordum. Gördüğüm hiçbir şeyi, duyduğum hiçbir sesi, hiçbir kokuyu unutmamak için beynime kazımaya çalışıyordum… Ve bu macera kapanış saati geldiği için pek uzun süremedi.

Bu geç kalışın acısı asıl Büyük Gize Sfenksi’nde çıkacaktı. Sfenkse vardığımızda kapanış saati çoktan geçmişti. Rehberimizde palavra bol olduğundan bize polislerle konuştuğunu ve sfenkse gidebileceğimizi söyledi. Fakat kendisi bizimle gelmedi. Ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde, biraz da kaba jestlerle polis giremeyeceğimizi söyledi. Turun diğer görevlisi girebilmemiz için cidden çırpındı ama nafileydi… Olayın garipliğinin yarattığı sinir bozukluğuyla gülerek güzeller güzeli sfenksin uzaktan birkaç kare fotoğrafını çektik ve turumuz sona erdi, Şarm El Şeyh’e dönüş yoluna geçtik.

Burada asla haksızlık etmek istemem, turlarımızı satın aldığımız firma gerçekten güvenilir. Biz havaalanı transferi, dalış ve çöl safarisini de aynı firmadan aldık ve inanılmaz memnun kaldık. Hem çok dakikler, hem çok kibarlar, hem uygun fyatlı hem de Türkçe rehber hizmeti sunuyorlar. Yani sarmturcom firmasını herkese gözüm kapalı öneririm. Ama Kahire turu… Bu arada Kahire turu da oldukça güvenli ve konforlu bir seçenek, her şeye rağmen bu sebeple öneriyorum ama lütfen anlattıklarım aklınızda olsun ki gittiğinizde oyuna gelmeyin ve piramitlere ayırmak istediğiniz vaktin çalınmaması için minik minik baskılar kurun 😊

Velhasıl siz giderseniz dikkat edin diye biraz da abarttığım yakınmalardan sonra, gecenin üçünde yorgun argın Şarm el Şeyh’teki güzel otelimize döndük ve az biraz uyuduk.

Dördüncü Gün – Yapamadığım Deniz Keyfi, Çöl Safarisi ve Naama Bay Gezisi

Son günümüze güzel bir otel kahvaltısıyla başladık. Sonra plaja geçip her şey dahil otelde olmanın yarattığı hafif varotik heyecanla sabahın köründe içkilerimizi yudumlamaya başladık. Aslında denize girmek istiyordum ama rüzgardan dolayı görevliler iskelenin önüne bir savunma hattı kurmuş, kimsenin geçmesine izin vermiyordu. Havuza gireyim dedim, şezlonglar çoktan kapılmıştı, zaten benim asıl derdim balıkları ve mercanları görmek, bir de rakamı net hatırlamasam da dolar karşılığında aldığıma emin olduğum naylon telefon kabı, şnorkel ve gözlüğü kullanmadan dönmemekti. Ama bu sabah şans benimle değildi ve nasibi daha fazla zorlayamayıp, çöl safarisi saatimizin gelmesiyle hazırlanıp servisimize bindik.

Çöl safarisi

Çöl safarisi değişik bir tecrübeydi. İki kişilik ATV’ler veya 3 kişilik UTV’lerden yana tercih yapabiliyordunuz. Biz üç kişi olduğumuzdan UTV’yi tercih ettik. Gidiş yolu çok güzeldi, babam UTV’yi sürerken ben ön koltuğa kurulmuş kahkahalar atıyor, videolar çekiyor, Afrika’da bir çölde olmanın, savrulup yüzüme gözüme çarpan kumların heyecanıyla eğleniyordum. Bir noktada durduk ve Bedevi Çadırı’nda tur arkadaşlarımızla sohbet ederek çay içtik ve burada olabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzdan konuştuk, her şey çok güzel ve heyecanlıydı.

Bedevi Çadırı

Dönüş yolunda UTV’yi benim sürmeme karar verdik ve bu, tur boyunca aldığımız en yanlış karardı… Başlangıçta her şey güzeldi ve eğleniyorduk, sonra yavaşlığım ve gelen geçen tüm motorlu araçlara yol verme kibarlığım yüzünden zannediyorum bir noktada başka bir turun ATV’lerini takip etmeye başladım, sonra bir şekilde onlar da gözden kayboldu. Artık çölün ortasında yalnız ve çaresizdik, şaka şaka, ben tanımadığım birkaç ATV’nin arkasında salaklanırken kendi tur konvoyumuzda görevli 16-17 yaşlarındaki kurtarıcımız motoruyla geldi, jestlerinden anladığımız kadarıyla biraz dalga geçip eğlenerek bizi geri konvoya götürdü. Babam tüm iyi niyetiyle UTV daha pahalı olduğu için bize bu uzun rotayı gezdirdiklerini düşünüyor ama olay benim penceremden bu şekilde gelişti, zira diğer UTV’lere bu uzun ve keyifli rotayı izleme fırsatı sunulmamıştı. Bu hafif salaklığın yarattığı gerginliğe bir de başımdaki poşunun rüzgarla açılıp tüm yüzümün ve gözlüğümün kumla kaplanması ve gözlerimin yanmaya başlaması eklenince hayat benim için çekilmez bir hal aldı. Artık maceramızın keyfini yaşayamıyordum, sadece sağa çekip UTV’den inmek ve sürme işini babama teslim etmek istiyordum ki göz alabildiğine kumlardan oluşan bir boşlukta olduğumuzu düşününce sağa çekmek de anlamsızlaşıyordu. Öndeki motorcu çocuk da kabus gibi hayatıma çökmüş, asla yavaşlamıyor ve aracı babama teslim etme hayallerimi tümden elimden alıyordu. Ben de söylene söylene hayatı yanımdakiler için de çekilmez kılma yolunu seçtim, böylece keyifli başlayan deneyimimiz çok da parlak olmayan bir şekilde sona erdi ve otelimize döndük.

Hızlıca bir duş alıp plaja koştum, o şnorkel ve gözlüğü kullanmaya, naylon telefon kabımla su altında videolar çekmeye kararlıydım. Ama otelde benden daha kararlı biriler vardı, cankurtaranlar… Akşam altıdan sonra denize girmek kesinlikle yasaktı, yalvar yakar son günüm olduğunu söyleyerek beş dakikalık izin kopardım, daldım ve telefonun kamerasını açtım. Şans yine benimle değildi, allahın cezası telefon kabı bir türlü video kayıt tuşuna basmama müsaade etmiyordu. Cankurtaranların “Hadi çık artık!” anlamına gelen düdük seslerine aldırmamaya çalışarak suyun altında can havliyle çekim yapmaya çalışıyor, yeterince yakınıma gelip kamerama poz vermeyen balıklara sinirleniyordum… Ve düdük seslerine daha fazla duyarsız kalamayıp yenilgiyi kabul ettim, bu savaşı cankurtaranlar ve telefon kabım kazanmıştı. Çıkıp plajda biraz üzgün üzgün oturdum. Bu sırada bir turist yasaklara çok da aldırış etmeden denize girdi, ben ailemin “Hadi sen de gir, bir şey olmaz!” diyişinin yarattığı hafif gaz ve kırılmış hevesimin yarattığı mutsuzluk arasında yalpalıyor ve yerimden kalkmıyordum. Bu sırada turist adam ilginç bir yengeç gördü ve plajdaki bizlere haber verdi, yengeç cankurtaranların yasağını kafaya takmıyor gibiydi. Biz de onun keyfini biraz kaçırarak fotoğrafını çekmeye çalıştık, denizdeki adam telefonumu alıp fotoğrafını çekti. Sonra çok da anlamlı olmayan bir şekilde şezlonga oturup ağlamaya başladım, bu durum fotoğrafı beğenip beğenmediğimi sormaya gelen turisti ve ailemi bir miktar şok etmişti… Odaya gidip biraz da duşta ağladım ve akşam yemeğine hazırlandım, yemekte keyifliydim, yemekten sonra da Hard Rock Cafe’nin de olduğu, Şarm el Şeyh’in en hareketli koyu olan Naama Bay’e gittik. Burada gerçekten “yaşadığımı hissediyordum”. Çok keyifli bir koy gerçekten,özellikle akşamları oldukça hareketli. Yine de ben bir daha gitsem yine El Hadaba bölgesinde kalmayı tercih ederim denizinin güzelliğinden dolayı.

Hard Rock Cafe, Şarm el Şeyh

Son akşamımız oldukça keyifli geçti, ta ki dönüş yolu için anlaştığımız taksici bize hayatı zehir edene kadar… Taksiye binmeden önce 5 dolara anlaştık, gidişte bundan da az ödemiştik. Taksiciye ısrarla dolar bozup bozamayacağını sorduk, 20 dolarımız olduğunu gösterdik, o da en az beş kez bozabileceğini, hiçbir sorun olmadığını söyledi ama tavrı da çok güven vermiyordu. Otele geldiğimizde parayı bozamayacağını, 20 dolar ödeyeceğimizi söyledi, biz de… kibarca ödemeyeceğimizi, böyle anlaşmadığımızı söylüyorduk. Adam yakamızdan düşmüyordu ve hayatımda ilk kez İngilizce kavga ediyor, bülbül gibi şakıyordum resmen. Otelin karşısında bir şeyler aldığımız bir bakkal vardı, onların 20 dolarımızı bozacağına güvenmiştim ve neyse ki haklı çıktım. Taksiciye 10 dolar verdim, ki bu da anlaştığımızın iki katıydı ama adam hala 20 dolar istiyordu. Kaçak taksici olduğu için babam polise gidebileceğimizi söyledi, adam bunun üstüne bizi saldı. Ben de İngilizce’min dibini sıyırarak kendinden utanmalısın minvalinde bir şeyler bağırdım ve taksiden ayrıldık.

Son gecemizi de bu minik macerayla noktalamıştık.

Dönüş Günü

Son gün hüzünlü bir gündü, güzel günler geride kalmıştı ve dönüyorduk. Havaalanı transferimiz geldi ama bizi yanlışlıkla İç Hatlar Terminali’nde bırakmış, biraz yürüdük, neyse ki erken gitmiştik. Havaalanındaki polisler çok kibar ve komikti. Uçağımıza binip Kahire’ye indik, havaalanında dolaşıp karnımızı doyurup kahve içtik ve aktarma uçuşumuzla İstanbul’a indik. Arabamıza atlayıp Ankara’ya döndük, sonunda yatağımızda uzun bir uykuya hazırdık…


SPOT BİLGİLER

  • İmkanınız varsa bayram tatili gibi özel bir dönemde değil, sıradan bir dönemde gidin. Böylece uçuşunuz çok çok daha ucuza gelecektir ✈

  • Yeşil pasaporttan vize istenmiyor 👮

  • Şarm el Şeyh'e gitmek için vizeye ihtiyacınız yok fakat Kahire gibi bir yere geçecekseniz vizeye ihtiyaç duyuluyor. Ben vizemi Kahire Havaalanı'na inince aldım, bilet gişesi gibi bir yerden ücretinizi ödüyorsunuz ve vizeniz pasaportunuza yapıştırılıyor. Bana herhangi bir soru sorulmadı 📂

  • Önceliğiniz deniz ise El Hadaba bölgesinde, hareketli ve merkezi bir yerde konaklamak ise Naama Bay bölgesinde konaklayabilirsiniz 🏖


  • ŞARM EL ŞEYH KONAKLAMA ÖNERİSİ: Amphoras Blu Hotel 🏡

  • TAKSİ UYGULAMASI ÖNERİSİ: InDrive 🚕

  • DALIŞ, ÇÖL SAFARİSİ, KAHİRE GEZİSİ GİBİ AKTİVİTELER İÇİN: Şarm Tur (instagram: @sarmturcom) Türkçe rehberlik yapıyorlar 🌞

Mısır gezimize dair anlatacaklarım bu kadar 😊 Umarım okurken keyif almış ve paylaştığım bilgilerden faydalanmışsınızdır. Umarım keyifli seyahatler hiç eksik olmaz hayatınızdan 💮

1 yorum:

  1. Geziyi bir kez daha yaşattın güzel kızım. Dimağına sağlık 🙏😍

    YanıtlaSil