ÜRDÜN GEZİSİ: ÜÇ GECE DÖRT GÜNDE ÜRDÜN GEZİLİR Mİ? ARABA KİRALAMADAN GEZİLİR Mİ?

29 Mart 2025 sabahı, Ankara’dan direkt uçuşla Ürdün’ün başkenti Amman’a vardık.

Petra

Şimdi dikkat etmeniz gereken ilk şeyi söylüyorum: İlk tercihiniz araba kiralamak olsun çünkü şehirler ve turistik bölgeler arası toplu ulaşım oldukça kısıtlı. Ama trafikte herkes deli gibi kullanıyor, yollarda kural falan yok, iyi bir şoför olduğunuza emin olacak kadar tecrübeniz yoksa hiç bu topa girmeyin. Eğer bizim gibi araba kiralamadan gezmeye karar verdiyseniz havaalanında cimrilik yapmayın; merkeze, otelinize, nereye gidiyorsanız taksiyle gidin.

Ben taksiye gerek olmadığını, otobüsle merkeze gidebileceğimizi söyleyerek Göktürk’ü yanılttım. Otobüs merkeze kadar gitmiyormuş, bizi yol üstü kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde indirdi. Orada sadece iki taksi vardı, biz Uber çağırmaya çalışırken (evet Uber kullanabilirsiniz, gayet de hesaplı oluyor) taksiciler bizi bunaltmaya başladı, durmadan araçlarına binmemiz için baskı yapıyorlardı. Uber’de isteğimiz bir türlü kabul edilmedi, biz de mecburen oradaki araçlara binmeyi kabul ettik AMA… Üstünde resmi taksi işareti olan arabalara bindirmediler, arka tarafta gizli bir arabaya bindik. Ne taksi yazısı ne taksimetre var haliyle… Koltukların her yeri kesik, sanki yasaklı madde aranmış gibi… Kaçırılıyoruz diye aşırı korktum ama adam bize çok nazik davrandı, dediği fiyata otelimize bıraktı. Bir sıkıntı yaşanmadı neyse ki…

Eşyalarımızı otele bıraktık, çok acıkmıştık. Hemen yakınlarımızda Amman’ın en ünlü künefecisi vardı: Habibah. Tatlı bir yer, pek oturacak yeri yoktu biz de birer dilim künefemizi alıp sokakta yedik ama tadı maalesef hayal kırıklığı oldu çünkü bir sürü baharat eklemişler, bizim künefemize benzemiyordu.

Habibah'tan aldığımız künefemiz

Künefemizi yedikten sonra Amman Kalesi’ne doğru yürümeye başladık. Yürürken birçok noktadan ünlü Roma Tiyatrosu’nu da görüyorsunuz.

Amman Roma Tiyatrosu

Amman Kalesi çevresinde Herkül Tapınağı, Bizans Kiliseleri ve Emevi Sarayı’nı gezdik. Farklı farklı medeniyetlerin küçücük bir bölgede üst üste bıraktığı izleri görmek çok etkileyiciydi, hem de modern Ürdün’ün başkentinin tam ortasında. Şehrin bu yapısı bana Roma’yı hatırlattı hatta haliyle medeniyetlerin değişimi Roma’dan çok daha keskin. Neredeyse Roma kadar etkileyici bir şehir Amman.

Herkül Tapınağı


Gezimiz bittikten sonra Kale’nin girişinde bulunan kafede birer kahve içtik, manzarası çok güzel, mutlaka öneririm. Veee merkeze döndük.

Merkezde Jabri Restaurant’ta akşam yemeği yedik. ARKADAŞLAR ÜRDÜN YEMEKLERİ O KADAR GÜZEL Kİ… Biz mansaf (bademli soslu bir kuzu eti) ve kibbeh labanieh (yoğurtlu soslu içli köfte gibi düşünebilirsiniz) yedik ve çoook beğendik.

Akşamları Rainbow Street’in hareketli bir yer olduğunu duymuştuk, yemekten sonra oraya yürüdük ama devamlı yokuş ve merdiven çıktığımız zorlu bir yürüyüştü. Ve Ramazan diye olduğunu tahmin ediyoruz, kimsecikler yoktu, sokaklar bomboştu. Biz de otelimize döndük.

Rainbow Street'te bir mağaza vitrini

Merkezde, Beirut Hotel’de konakladık. Otelden çok memnun kaldık, tertemiz bir otel ve çalışanlar çok yardımcı oluyor. Sadece konumundan dolayı çok gürültülüydü, etraf da biraz korkutucuydu. Ankara’da Ulus’ta konaklamak gibi düşünün.

Gece biraz korkutucu geçti çünkü durmadan bağırışlar geliyordu. Ramazan’ın son günü olduğundan camilerde Filistin’e destek için organize edilen bir etkinlikten dolayıymış sesler, oldukça haklı tabii ama bunu bilmediğim için gece çok korktum.

Sabah 6.30’da Petra’ya gitmek için otobüse bindik. JETT marka otobüslerle ulaşım sağlayabiliyorsunuz ama günde sadece bir sefer vardı, o yüzden araba kiralamak daha rahat olabilir.  3-4 saatlik güzel bir yolculuğun sonunda Petra’ya vardık. Hemen otelimize eşyaları bırakıp Petra Antik Kenti’ne gittik, zaten her yer yürüme mesafesiydi.

Petra Antik Kenti’ne girer girmez sağda solda, o klasik kapının benzeri ama çok daha yıpranmış versiyonlarını görerek heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Sonra Siq isimli o inanılmaz vadiden yürümeye başlıyorsunuz, doğa bunu nasıl yapmış olabilir? Turuncu ışıl ışıl duvarlarla kaplı 1300 metrelik bir yol…  

Siq

Yolun sonunda hepimizin fotoğraflardan bildiği o yapıya varıyoruz: El Khazneh ya da The Treasury/Hazine diye geçen. O HEYECANI SİZE ANLATAMAM. Bu yapının tarihi milattan önce 6. Yüzyıla dayanıyor, Nebati halkı tarafından inşa edilmiş. Nasıl yapılmış inanın anlamak çok zor, ama dilerim hepiniz gider yerinde görürsünüz, gerçekten bambaşka bir ruhu var Petra’nın.

El Khazneh/The Treasury/Hazine

Hazine ile fotoğraflarımızı çekindikten sonra hemen karşısındaki kafede birer kahve içip yolumuza devam ediyoruz. Roma Tiyatrosu, Great Temple gibi yapıları görüyoruz ama bu bölge 2 3 gün gezmekle bitecek gibi değil, her yerden mükemmel eserler fışkırıyor. Eserlere bakmayı bırakınca da doğanın güzelliğine mest oluyorsunuz; taşların renkleri, parıltıları beni benden aldı.

Roma Tiyatrosu

Etrafta sizi Manastır’a götürmek isteyen birçok kişi var, genelde eşeklerle gitmeyi teklif ediyorlar. Biz ilk gün Manastır’ın ne olduğunu da tam anlayamadık ve bir noktada gezimizi bitirip otele döndük.

Petra'dan bir kare

Petra’da Edom Hotel’de konakladık. Bölgedeki diğer otellere göre daha uygun fiyatlı ama yine de belli bir standardın üstünde bir oteldi. Sadece banyodan gelen hafif bir gider kokusu vardı ama çok da rahatsız etmedi. Zaten dönemsel ya da o odaya özgü bir sorun da olabilir. Bunun dışında konumuyla, temizliğiyle ve kahvaltısıyla mükemmel bir oteldi, hatta kullanmasak da havuzu bile vardı.

Akşam yemeği için My Mom’s Recipe Restaurant’ı tercih ettik. Burayı binlerce, milyonlarca kez öneririm. Çok otantik, çalışanlar çok kibar, manzarası mükemmel ve yemekleri… Yemeklerinin lezzetini size şöyle anlatayım: Ertesi gün Petra’da son günümüz olmasına rağmen tüm planımızı buraya bir kez daha gelecek şekilde yaptık.

Akşam yemeğinde Galaya with meat (zeytinyağı ve domates soslu kuzu eti) ve Mousakhen (tavuklu bir börek gibi düşünülebilir) yedik ve ba yıl dık! Özellikle Galaya with meat mükemmeldi.

Otelde “Neymiş bu Manastır?” diye baktık ki ne görelim… Hazine’nin çok daha iyi korunmuş bir versiyonu… Ed-Deir olarak geçiyor ismi, yine Nebatiler tarafından inşa edilmiş. Bu yapıların işlevi tam olarak bilinmiyor, anıt mezar olabileceği iddiaları var.

Ertesi gün için en büyük hedefimiz Manastır’ı görmek oldu ama Manastır gerçekten çok yüksekte. Önceki gün yürüdüğümüz tüm yolu yürüyüp üstüne 800 basamak çıkmak gerekiyordu. Evet eşekle çıkmak mümkün ama hayvanlara çok da iyi davranılmadığını hissederek bu seçeneği istemedik. Bunun yerine Petra’da ulaşım sağlayan golf arabası tarzı araçlar var, merdivenlere kadar bu araçlarla gittik. Sonra başladık güneşin alnında 800 basamak merdiveni tırmanmaya, hiç kolay değildi ama önemli bir sağlık sorununuz yoksa halledilmeyecek bir şey değil.

Ve Manastır tüm görkemiyle karşımızdaydı. Hem yapının güzelliği hem de yol boyunca çektiklerimizin sonucundaki o “başarmışlık” hissi büyüledi bizi.

Ed-Deir/Monastery/Manastır

Manastır’a vardığınızda karşınızda Filistin topraklarını görüyorsunuz, tabii şehirler görünmüyor, sadece boş araziler var. Bu bize çok garip hissettirdi, her gün binlerce turist eğlenmek için buralara geliyorken tam diplerindeki topraklarda yaşananların acısı…

Manastır’ın karşısında da bir kafe var, burada bir çay kahve molasından sonra Petra gezimizi bitirdik. Ben basamakları inerken çok zorlandım, devamlı düşecekmişim gibi hissediyordum ama neyse ki sorunsuz indik. Tekrar My Mom’s Recipe Restaurant’ta yemeğimizi yedik ve otelden eşyalarımızı aldık, otobüs saatimiz gelmişti. Amman’a döndük.

Son gecemizde de Beirut Hotel’de kaldık. Akşam yorgunluktan hiçbir şey yapamadık, sokaklarda biraz dolaşıp magnet gibi hediyeliklerimizi aldıktan sonra uyuduk, sabah da otelden ayarladığımız transfer bizi havaalanına götürdü, Ankara’ya döndük.

Ürdün’de yaptıklarımız bunlardı amaaa gelelim yapamadıklarımıza:

Ürdün’de Neler Yapamadık?

  •  Wadi Rum’da çölde bir gece konaklayamadık ve bu gerçekten çok içimde kaldı. Bu bölgede çok güzel oteller var, çölde güzel bir konaklama imkanı sunuyorlar, gezdiriyorlar ve gece yıldızları izlemek zaten paha biçilemezdir eminim ki.
  • Lut Gölü’nü (Dead Sea) göremedik. Göle girer miydim bilmiyorum ama tuz yoğunluğu nedeniyle batmamak güzel bir his olabilir gerçekten… Bu bölgede tatil otelleri de yer alıyor.

Sonuç olarak:

  • Üç gece Amman ve Petra’yı gezmek için oldukça yeterli.
  • Araba kiralayarak üç geceye Wadi Rum’da konaklama imkanı da sığdırılabilir.
  • Dört ya da beş gecede Ürdün’de yapılabilecek çoğu şeyi rahatlıkla yapabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder