VENEDİK

 

ERASMUS Gezi Günlüğü-8

İtalya'nın en turistik şehirlerinden biri olan Venedik, Erasmus yaptığım Hırvatistan'ın Rijeka şehrine otobüsle sadece 4 saat mesafede. Ben de bunu fırsat bilerek Venedik'te 2 günlük bir gezi ayarladım, iyi ki de yapmışım.
Sabah 7.25'te heyecanla Flixbus otobüsümüzde yerimizi aldık ve yolculuğumuz başladı. Slovenya sınırında pasaport kontrolümüz yapıldı ve Schengen ülkelerine girişimiz gerçekleştiği için bir daha pasaporta bakılmadı. Yaklaşık 4 saat sonra da Venedik Mestre Tren Garı istasyonunda indik ve booking.com üzerinden bulduğumuz Nightstars B&B isimli otelimize geçtik. Otel odamız çok aydınlık ve ferahtı, aslında çok lüks beklentileriniz varsa bu oteli seçmemenizi tavsiye ederim ama bizim gibi temizlik ve iyi konum dışında kriter koymuyorsanız kesinlikle memnun kalırsınız. Biz burada 1 gecelik rezervasyon yaptırmıştık ve 3 kişilik odaya 42 Euro ödedik.
Şunu da belirteyim, Venedik'i gezmek istiyorsanız Mestre'de konaklamanızı öneririm çünkü Venedik'teki otellerin yarı fiyatına konaklayabilirsiniz ve 1,5 Euroluk otobüs biletleri ile Venedik'e yaklaşık yarım saatte kolaylıkla ulaşabilirsiniz, otobüsler de çok sık hiç merak etmeyin, Google Maps'ten Venezia yazdığınızda otelinizden hangi otobüs hattıyla gidebileceğiniz kolaylıkla öğrenebilirsiniz. Biletler de üstünde kocaman T harfi yazan tobacco shoplardan temin ediliyor.


Otelden öğlen 1 gibi çıktık fakat şöyle bir sorunla karşılaştık, saat 12 ve 3 arası bu tobacco shoplar kapalıymış 😅 Biraz uğraşıp Mestre sokaklarında dolaşınca bir tane açık shop bulabildik ve "Bir daha bulabilir miyiz acaba" diye düşünerek 2 günlük gidiş dönüş biletimizi aldık. Sonra heyecanla 7/7E hatlarından birini beklemeye başladık ve 5 dakika içinde geldi, bizim de asıl Venedik maceramız başlamış oldu.
Venedik'te otobüsten inince el dezenfektanlarımızı otelde unuttuğumuzu fark ettik ve "maalesef" o anda otobüslerin içinde el dezenfektanı olduğunu gördük, hemen alıp ineriz diyerek bir otobüse bindik ve biz binince kapılar kapanıp otobüs hareket etti, az kalsın Mestre'ye doğru geri dönüyorduk ki şoför ricamız üzerine bizi indirdi.


Bu olayı da atlattıktan sonra hepimizin televizyondan, internetten aşina olduğu o güzel kanallardan biriyle karşılaştık ve daha o anda şehri çok seveceğimizi anladık, yanılmadık da.

Pasta&Pasta ve Dal Moro


Veee açlığımıza yenik düşerek o güzel sokaklarda, daha önce ününü duyduğumuz Pasta&Pasta isimli makarnacıyı aramaya başladık. Burada 5-6 Euroya çok güzel soslarla hazırlanmış el yapımı makarnalardan alabiliyorsunuz, porsiyonlar aşırı doyurucu değil bunu belirtmeliyim. Ayrıca biz gittiğimizde burası da kapalıydı, ertesi gün deneyebildik 😊 ama hemen yakınlarda aynı konseptle çalışan Dal Moro isimli bir makarnacı daha var, biz de oradan deniz ürünlü bir makarna denedik ve pişman etmedi. Bir de bu mekanlarda oturacak yer yok, alıp çıkmanız gerekiyor ve Venedik'te bank bulmak da çoook zor muhtemelen ayakta yiyeceksiniz ya da bir merdivene çökebilirsiniz tabii ki 😀

Ahlar Köprüsü


Makarnamızı yedikten sonra, ünlü Ahlar Köprüsü'nü gördük. Bu köprünün adının, buradan idama götürülen mahkumların köprüde iç çekmesine dayandığı söyleniyor.

San Marco Meydanı

San Marco Bazilikası


Daha sonra yönümüzü, şehrin ana meydanı San Marco'ya çevirdik ve bu meydan da şaşırtmadığı üzere müthiş bir güzellikte. Biz gittiğimizde meydanda bir üniversite mezuniyeti düzenleniyordu, insanlar mezuniyetini Venedik'in ortasında kutluyor inanılmaz değil mi?
Meydanda Dükler Sarayı, Saat Kulesi, Çan Kulesi, Arkeoloji Müzesi ve tabii ki tüm asaletiyle San Marco Bazilikası kolaylıkla görülüyor. Biz de mezuniyeti biraz izleyip meydanda ufak ufak dolaştıktan sonra, 3 Euro karşılığında San Marco Bazilikası'nın içini ziyaret ettik. Bazilikanın tabii ki içi de çok güzel fakat çok sayıda kilise ve bazilika ziyaret ettiyseniz içi çok şaşırtmayabiliyor. Dıştan ise, gerçekten inanılmaz bir güzellikte. Bu bazilika İtalyan Gotik mimarisinde inşa edilmiş.

Bazilikanın içi

Rialto Köprüsü


Bu güzel meydandan Rialto köprüsüne yürüdük, ki bu yürüyüş gezinin en sevdiğim yönlerinden biriydi, köprüde her zaman fotoğraf çekmekle meşgul bir kalabalık grup oluyor fakat haksız sayılmazlar çünkü Venedik'in en güzel manzaraları da bu güzel köprüden yakalanıyor.

I Tre Mercanti


Şehrin bu noktalarını görüp güzel sokaklarında biraz dolaştıktan sonra bir İtalyan tatlısı olan tiramisuyu yerinde denemeye karar verdik ve ününü duyduğumuz I Tre Mercanti adlı yere yöneldik. Burada tiramisular 4 Euro, gerçekten güzeldi fakat şaşırtıcı bir tat değil sadece güzel yapılmış ama Türkiye'de de bulabileceğiniz düz tiramisu 😂 Ama deneyeni de pişman etmez.... Ayrıca nutellalı, lotus bisküvili gibi farklı aromalılar da var fakat tecrübeyle sabit olarak traditional tiramisuyu denemediyseniz diğerlerini boşverin diyebilirim. Bu arada I Tre Mercanti'de de oturacak yer yok, bu şehirde uzun uzun ayakta kalmayı kabullenmek gerekiyor.
Buradan sonra şehrin sokaklarında dolaşmaya devam edip, haritamızda da gelmeden işaretlediğim birkaç ünlü kiliseye baktık. İsimleriyle detaya boğmak istemiyorum zaten internetten "Venedik'te ziyaret edilecek yerler" diye arattığınızda çıkan çoğu kaynakta aynı isimler mevcut. Bence Venedik'te zaten çok da herkesin bahsettiği her binayı görmüş olmayı kafanıza takmayın çünkü tüm yapıları çok güzel ve birkaç binayı aramayı kafanıza takıp diğerlerinin güzelliğini kaçırmanızı istemem, tabii ki San Marco Bazilikası gibi yerleri de atlamayalım ama Venedik'te sadece sokaklarda bomboş dolaşmak ve denk geldiğiniz kilisenin vs. içine şöylece bir bakmak da sizi yeterince tatmin edecektir.
Daha sonra yine sokaklarda dolaşıp tabii ki biraz fotoğraf çekinme ve fotoğraflarda güzel çıkma savaşı verip, maalesef yorgundum ve yüzüme yansıyordu yapacak bir şey de yoktu, bir restoranda akşam yemeğine oturduk. Restoran seçerken merkezden uzaklaştıkça fiyatlar düşüyor ve zaten Venedik'tesiniz her yeri çok güzel, merkezde olup olmamayı çok da düşünmeyin 😊 Biz 7 Euro'ya kocaman bir pizzayla karnımızı doyurduk. Bir de Venedik'te fırın kullanımı yasak olduğu için pizzalar elektrikli fırında yapılıyor, bu sebeple Venedik'in pizzaları pek makbul kabul edilmiyor fakat bence gayet güzeldi 😃

Vitrinler


Yemekten sonra tekrar tekrar o güzel sokaklarda dolaştık. Sokaklar mimari olarak tabii ki çok güzel fakat insanı vitrinler de inanılmaz cezbediyor ki ben mağaza, vitrin bakmayı hiç sevmeyen biriyim, buna rağmen buradaki vitrinlerde o rengarenk murano camlardan yapılan hediyelikler ve maskelerden insan gerçekten gözünü alamıyor, resmen hediyelikçiler bile minik müzeler gibi. Biz de tabii ki bu dükkanlardan birkaç bin tanesine girip çıktık, rahatlıkla gezebilirsiniz kimse size zorla bir şey satmaya da çalışmıyor bu şehirde.
Akşam yürüyüşümüzden de ufak ufak yorulunca otelimize döndük.
Ertesi sabah 8 sularında, otelden verilen kahvaltı kartlarımızla otelin hemen altındaki kafeden kruvasan ve kahvemizi aldık, sonra da tekrar Venedik yollarına düştük.

Academia Sanat Galerisi


İlk durağımız Academia Sanat Galerisi oldu. Resim ve heykel sanatıyla az çok ilgileniyorsanız burayı kesinlikle ziyaret edin diyebilirim çünkü çok öğretici oluyor. Farklı yüzyıllara göre ayrılan odalarda dönemin sanat anlayışlarına dair İtalyanca ve İngilizce açıklamalar yer alıyor ve o kadaaar çok örnek var ki müzeden çıktığınızda, tabii ki çıkabilirseniz çünkü benim yaklaşık 4 saatimi aldı, Avrupa sanat tarihine yönelik temel bir fikriniz olmuş olacaktır.


Academia'dan sonra yine şaşırtmayan bir şekilde acıkmış olarak, önceki gün deneyemediğimiz Pasta&Pasta'ya gittik ve şanslıydık ki açıktı, bolonez ve pesto soslu makarnaları şiddetle tavsiye edilir...

Tekrar tekrar San Marco Meydanı'nı, Rialto Köprüsü'nü görüp fotoğraf çekmeye doyamayıp, bir kafede kahve molası verip tekrar her biri birbirinden güzel sokaklarda zaman geçirdikten sonra istemeyerek de olsa akşam 8 gibi Mestre'ye geri döndük. Otelde rezervasyonumuz bir gecelikti fakat eşyalarımızı akşama kadar koyabileceğimiz bir yer gösterdiler, böylece çantayla dolaşmaktan kurtulmuş olduk. Rezervasyonu da bir gecelik yaptırmıştık çünkü 2. Gece saat 5'te Milano'ya otobüsümüz vardı ve geceyi gar binasında geçirebileceğimizi düşünmüştük ama planlar tam da böyle işlemedi çünkü gar binası gece 12 ve 4.30 arası kapanıyormuş 😟 Biz de geceyi sokakta geçirmemiz gerekebileceğini fark edince, 24 saat açık bir restaurant var mıdır diye araştırmaya başladık ve maalesef onu da bulamadık. ATM gibi sığınacak bir yer var mı diye de bakındık, canımız biraz macera istiyordu maalesef, ama buna da çok güvenemedik çünkü Mestre sokaklarında biraz güvenlik sorunu olduğu gündüz yürürken bile hissediliyor. 24 saat açık bir otopark gördük ve görevliye geceyi geçirebileceğimiz güvenli bir yer var mı dediğimizde "Var, otel." cevabını aldık 😂 Adam inanılmaz tatlı ve yardımsever biriydi, gece buraların güvenli olmayacağını söyledi ve bize en ucuz hostellerden birkaç tanesinin adresini verdi, biz de maceracı ruhumuzun sonuna gelerek yakındaki bir hostele girdik. Hostel çok güzeldi, kişi başı 15 Euro karşılığında 9 kişilik yatakhaneden 3 yatak aldık ve odada sadece biz vardık 😌 Ayrıca hostelde cuma akşamları canlı müzik oluyormuş, gece yarısına kadar da orada keyifli vakit geçirdikten sonra sabah 4’e kadar temiz, sıcak ve güvenli bir yerde uyuyabildik 😊 Sonra da 5'teki Milano otobüsümüze bindik ve maalesef Venedik turumuz tadı sonsuza kadar damağımızda kalacak şekilde bitti. Umarız bu şehirle yolumuz ömrümüzün bir noktasında, hatta belki birden çok noktasında, tekrar kesişir 😍


2 yorum:

  1. Ne kadar güzel bir dil, ne kadar samimi ve içten bir anlatım. Canım benim, kalemine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil