MİLANO ve COMO

 

ERASMUS Gezi Günlüğü –9

Sabah 9 sularında, Milano'nun Lampugnano Otogarı’na indik. Bu şehre uçakla ulaşabileceğiniz gibi Avrupa'nın neredeyse her noktasından trenle veya bizim gibi otobüsle de gelebilirsiniz.
Otogardan, eşyalarımızı bırakmak için metroyla otele geçtik. Milano'da metroyla gitmek istediğiniz her yere gidebilirsiniz, her yere koyulan haritalar ve tabelalar sayesinde ne tarafa gideceğinizi anlayabilmek de çok kolay. Biz genelde M1 hattını kullandık çünkü otogar, otelimiz ve katedralin yer aldığı ana meydana bu hatla ulaşılabiliyordu, biletler ise 2 Euro ve metro girişlerindeki makinelerden alınıyor. Burada şuna dikkat etmek gerekli, biletinizi yolculuk bitene kadar atmamalısınız çünkü metrolardan çıkabilmek için de aynı bileti makineye okutmanız gerekiyor, biletinizi atarsanız çıkışta da tekrar bilet almak zorunda kalabilirsiniz.
Otelimizi booking.com'dan bulmuştuk, şunu söylemem gerekir ki Milano'da konaklama çoğu Avrupa şehrinden daha pahalı, biz Euro Inn B&B isimli bir otelde 3 kişilik odayı geceliği 90 Euro'ya bulduk. Otel güzel ve temizdi, kahvaltısı da vardı fakat çok fazla pubın yer aldığı gürültülü bir sokakta yer aldığı için çok tercih edilmiyormuş, biz rahatsız olmadık.
Resepsiyonda biraz suratsız bir abimiz tarafından karşılandık ama eşyalarımızı koyacağımız yer gösterdi ve gerisiyle çok da ilgilenmeden otelden çıktık, Duomo Meydanı'na doğru ilerledik. Meydanda sizi tüm güzelliğiyle Katedral karşılıyor, bir de şehrin inanılmaz kalabalığı ve eğer kışın gittiyseniz soğuğu. Bu şehirde her şey için sıra beklemeye hazırlıklı olun, metro bileti almak, müzelere girmek, pizza almak, mağazalara hatta tuvalete girmek gibi her türlü etkinlik için en iyi ihtimalle 10 dakika beklemeniz gerekecek.

Emmanuel Gallery ve Luini


Biz katedralin etrafında ve güzel meydanda biraz dolaşıp, dünyanın en eski alışveriş merkezi Emmanuel Gallery'deki pahalı markalara şöyle bir bakıp, Milano'nun ünlü pastanesi Luini'ye yöneldik. Tabii ki önünde 15 dakika kadar sıra bekleyip Panzerotti'lerimize kavuştuk. Panzerotti, bildiğimiz pişi bu arada, içinde domates, mozerella peyniri veya ıspanak gibi dolgular var. Kesinlikle güzel yapıyorlar bu işi....

Milano Katedrali


Luini'de geç kahvaltımızı yaptıktan sonra, Milano Katedrali'nin içini ziyaret etmeye karar verdik. Katedrale girmek için başka bir binadan bilet alıyorsunuz yine sıra bekleyerek, bu şehir neden bu kadar kalabalık, sonunda 5 Euro karşılığında biletimizi aldık ve katedrale girdik. Katedralin içi de dışı da ayrı güzel diyebilirim...

Sforza Kalesi



Katedralden sonraki hedefimizi, Sforza Kalesi olarak belirledik. Bu kale, diğer kalelerin aksine bir tepede değil, şehrin düzlüğünde yer alıyor ve katedralden 15 20 dakika yürümeyle ulaşılabiliyor. Kale 15. Yüzyılda inşa edilmiş, içine giriş ücretsiz ama içinde birçok müze yer alıyor, oralara girişte bilet almanız gerekli. Bu kaleyi ziyaret etmek de oldukça keyifliydi.

Arco Della Pace

Kaleden sonra hedefimizi Arco Della Pace olarak belirledik, bu da aynı Berlin'deki Brandenburger Tor'a benzeyen bir şehir kapısı. Kaleden Arco Della Pace'ye çok güzel bir parkın içinden 10 dakika kadar yürüyorsunuz, normalde bu parkların içinde dolaşmayı çok severim ama Milano o kadar soğuktu ki gezimiz boyunca genel olarak sokakta dolaşmaktan pek zevk alabildiğim söylenemez... (her ne kadar fotoğrafta aşırı mutlu çıkmış olsam da)

Santa Maria Della Grazie Kilisesi

Buradan sonra, DaVinci'nin en bilinen tablolarından biri olan, ki aslında bir tablo değil duvar resmi, Son Akşam Yemeği'nin yer aldığı Santa Maria Della Grazie Kilisesi'ne gittik. Burada resmi görebilmek için haftalar önce internetten biletinizi almış olmanız gerekiyor ve biz bilet bulamadığımız için göremedik, kiliseye giriş ise ücretsiz ama o da maalesef biz gittiğimizde kapalıydı 😔 Bir de şehirde aynı bu kiliseye benzeyen 5 6 tane daha kilise var, yer yön duygunuz yeterince gelişmediyse dönüp dönüp aynı kiliseyi gördüğünüzü sanabilirsiniz (ben değil de bir arkadaşım....) Bu kilisenin yanında bir de DaVinci Müzesi yer alıyor, müzede DaVinci'nin çizimlerinden tasarlanan mekanik eserler sergileniyor.

Starbucks

Şehirde çoğumuzun internetten ya da televizyondan da aşina olduğu, iç dekorasyonu çok garip bir Starbucks şubesi yer alıyor. Buraya da soğukta yarım saat kadar sıra bekleyip girebildik sonunda. Mekanın ortasında devasa bir kahve makinesi var ve normal Starbucks tezgahları, içeceğinizi ve tatlınızı alıp, şanslıysanız oturacak da bir yer bulup içerde zaman geçirebilirsiniz. Ayrıca kahve, fincan, termos hatta tişört, anahtarlık gibi birçok Starbucks ürünü de satılıyor ve bayağı ünlü bir şube olmasına rağmen fiyatları diğer Starbuckslarla aynı.


Brera


Buradan sonra rotamızı, Milano'nun sanatıyla adını duyurmuş Brera Bölgesi'ne çevirdik. Buranın trafiğe kapalı sokaklarında çok tatlı kafe ve restoranlar yer alıyor, bir de etkileyici Brera Sanat Galerisi. Galerinin avlusu ve birçok heykel 24 saat ziyarete açık fakat galerinin içi maalesef biz vardığımızda kapanmıştı. Biz de avluda ve sokaklarda biraz dolaşıp, akşam yemeği için yeni bir şeyler denemeye gittik.

A’Vucciria

Akşam yemeğimizi A'Vucciria isimli, Milano'da sokak yemeği denince ilk akla gelen pastanemsi bir yerden aldık. Burada kızarmış yumuşak bir hamurdan, içi değişik malzemelerle dolu adını bilmediğim bir şey yedik, gayet lezzetli ve doyurucuydu. Bu noktadan sonra da yine üşümüş ve yorulmuş bir şekilde Duomo Meydanı'nda ve Emmanuel Gallery'de biraz dolaşıp otelimize döndük.

Como

Otelde resepsiyondakilerden, Como'ya nasıl gidileceğini öğrendik ve ertesi sabah erkenden kahvaltılarımızı yapıp, Milano Merkez Tren İstasyonu'na gittik. Buraya gitmek için metroda bir aktarma yapmak gerekti ama dediğim gibi çözmesi çok kolay, otellerden restoranlardan vs kolaylıkla bulabileceğiniz şehir haritalarında metro krokisi de yer alıyor, kolaylıkla çözebilirsiniz. Como'ya Merkez Tren İstasyonu'ndan yarım saatte bir trenler var, biletleri 4,80 Euro. Biz de biletlerimizi alıp, trenle 45 dakikalık güzel bir seyahat sonunda San Giovanni İstasyonu'nda inerek güzel Como Gölü'ne kavuştuk. Hava da Milano'dan daha güzeldi, şehrin kalabalığı da daha azdı üstelik göl manzarası eşliğinde yürüyüş yapıyorduk yani aradığım her şey Como'daymış denebilir. 2 saat kadar gölün etrafında zaman geçirip, biraz da şehrin sokaklarında dolaştık ve hiç bu kadar güzel olacağını tahmin etmediğim Como Katedrali'ni gördük. Resmen Milano Katedrali'yle yarışır güzellikte bir yapıydı gerçekten hayran kaldım.

Spontini Pizza

Como'da 3 4 saat vakit geçirdikten sonra tekrar trenle Milano'nun soğuk ve kalabalığına döndük. İnince tuvalete gitmek için bir McDonalds bulduk ve yaklaşık yarım saat de burada bekledik. Üstelik çok acıkmış ve üşümüştüm, tuvalet sırasında bir breakdownın eşiğine geldim ama sonra çıkıp Spontini'den 5 Euro'ya güzel Margarita pizzalarımızı alıp sıcak bir yerde yiyince biraz kendime geldim denebilir.
Buradan sonra Milano Modern Sanat Galerisi'nin karşısındaki parkta biraz zaman geçirdik, parkı yılbaşı için süslemişlerdi ve minik bir lunapark kurulmuştu, burada çocukları ve aileleri izlemek keyifliydi diyebilirim.

Bosco Vertikale

Daha sonra da yine o soğukta yaklaşık 45 dakika yürüyüp Bosco Vertikale'yi gördük. Maalesef değmezmiş, binanın balkonlarını bitkilerle süslemişler böylece yukarıya doğru uzanan bir bahçe olduğu iddia ediliyor ama Türkiye'de de artık gökdelenler bu şekilde süsleniyor yani beklentiyi pek yükseltmemekte fayda var. Biz böyle bir şey olduğunu da az çok tahmin ediyorduk ama gelmişken görelim dedik tabii ki...

Cimitero Monumentale ve Golden Rectangle

Bosco Vertikale'yi de gördükten sonra ünü anıt Cimitero Monumentale'yi şöyle bir dıştan görüp, yol üstündeki kilise ve müzelere bakarak tekrar katedralin yer aldığı Duomo Meydanı'na döndük. Burada hafif hafif yağmur atıştırmaya başladığı için soğuk da kırılmıştı, biz de meydanda biraz oturup, Emmanuel Gallery'deki mağazalara biraz bakınıp, Milano'da birçok pahalı mağazanın yer aldığı sokaklardan oluşan Golden Rectangle'a gittik. Tabii ki mağazalarım vitrinlerini dışardan inceleyip, lüks arabaların ve pahalı giyimli insanların arasında biraz dolaştık. Sonra son akşamımız diye katedral çevresinde biraz daha zaman geçirip, Spontini'den tekrar birer pizza yiyip otelimize döndük.

Lego Shop

Ertesi gün öğlen 12'de otobüsümüz vardı, aklımız ise önceki gün gördüğümüz Lego Shop mağazasında kalmıştı ve sabah oraya gitmeye karar verdik 😀 Çok keyifli bir yer gerçekten, içerde biraz zaman geçirip hediyelerimizi aldıktan sonra da yol için atıştırmalık bir şeyler almak için markete uğradık, marketler Carrefour 😄 tanıdık bir his yarattı...
Gezimiz buradan son bir kez katedrale bakıp hayran olarak, Lampugnano Otogarı'na doğru metroya binmemizle son buldu. Otobüsümüz de bir saat kadar gecikti otogarda da biraz gezmiş olduk denebilir 
😊 Milano'yu sevmedim diyemem tabii ki ama hafızamda çok üşümemle ve insanı biraz boğan kalabalığıyla yer etti maalesef. Yine de Ankara'ya dönünce muhtemelen özleyeceğim burayı da 😃

2 yorum: