SELECTUM BLU CRUISES İLE RÜYA GİBİ YUNAN ADALARI GEZİSİ

 

Yaz tatilinde Yunan Adaları gezisi yapmaya karar verdik ve referans üzerine Selectum Blu Cruises şirketini tercih ettik. Yunan Adaları’na 3 ve 4 günlük turlar düzenliyor bu şirket. Fakat 4 günlük turlarda Mykonos ve Santorini adaları da olduğundan maalesef kapıda vizeyle bu tura katılamıyorsunuz, Schengen vizenizin olması gerekiyor. Biz kapıda vizeyle gitmeyi daha kolay bulduğumuzdan 3 günlük turu tercih ettik.


Gemimiz 20 Temmuz Pazar günü Çeşme’den kalkacak; sırasıyla Rodos, Leros ve Samos adalarını gezdirecek, 23 Temmuz sabahı bizi tekrar Çeşme’ye bırakacaktı. Biraz da Çeşme’de zaman geçirebilmek için cumartesi sabah İzmir’e gittik.

Havaalanından Çeşme’ye HAVAŞ otobüsleriyle gidilebiliyor, yolculuk yaklaşık iki saat sürüyor.

Uçaktan indiğimizda HAVAŞ’ın hareket saatine epey vardı, görevli beyefendiye başka bir yolla gidebilir miyiz diye sorduğumuzda bize “Zengin misiniz?” diye sordu, hayır cevabımız üzerine “O zaman başka yol yok.” diye cevap verdi, komik bir andı.

Otelimizi Çeşme Otogarı ve gemimizin kalkacağı limana yakın stratejik bir konumda seçmek istemiştik, Mavi Liman Otel’i tercih ettik. Çeşme’nin en güzel yerlerinden birinde bulunuyor demeyi çok isterdim ama maalesef bulunduğu konumun stratejik olması dışında bir güzelliği yok. Ama otel temizliğiyle, kahvaltı tabağıyla bizim gönlümüzü kazandı ve tabii uygun fiyatıyla da…

1. Gün - Çeşme

Eşyalarımızı otele bıraktık, hazırlandık ve Aya Yorgi Koyu’ndaki birbirinden pahalı ve yorumlarından net bir şekilde müşteri seçtikleri belli olan beach’lerden birine gitmeye karar verdik. Giderken komik bir panik içindeydik; “Ya plajlar doluysa, ya bizi beğenip içeri almazlarsa, ne kadar ödeyeceğiz acaba???” derken derken… Cove Beach Aya Yorgi’yi seçtik. Google puanı diğerlerinden yüksekti, üstelik menü ve giriş ücretlerini de Intagram sayfalarında paylaşmış olmalarını bir şeffaflık göstergesi olarak görmüştük ve yanılmadık da. Koy çok ama çok güzel, denizi tertemiz, zemin kum ve sıcaklığı ideal. Plaj çalışanları da oldukça kibardı, keyifli zaman geçirdik. Fiyatlara gelince… ucuz olduğunu ASLA söyleyemem. Ama en azından gitmeden ne kadar ödeyeceğinizi kestirebiliyor, nispeten yanılmıyorsunuz.

Akşam marina ve çarşı civarında yürüyüş yapıp Çeşme’yi keşfetmeye çalıştık. Favori tatil beldem olmadı açıkçası. Büyükşehir havası çok yoğun geldi bana. Emin olmak için ekim ayı civarı sezon kapandıktan sonra tekrar gitmek zorundayım…

2. Gün – Gemide geçti

Otelde kahvaltımızı yapıp hazırlandık ve gemiye doğru yola çıktık. Hava cehennem gibi sıcaktı, güneşin altında yaklaşık 1 saat sıra bekledikten sonra nihayet kontrollerden geçip güzel gemimize ulaştık ve öğle yemeği saati geçmesin diye koşarak çantalarımızı odaya atıp yemeğe indik. Gemi çok keyifli görünüyordu, ODAMIZ İNANILMAZ GÜZELDİ, denize bakan ama balkonu olmayan odalardandı, standart dış kabin diye geçiyor. Balkonun olmaması bize bir eksiklik hissettirmedi, gemide vakit geçirilebilecek dış alanlar oldukça fazla. Ayrıca oda oldukça geniş ve ferah, 5 yıldızlı otel konforunda ihtiyacımız olabilecek her şey düşünülmüştü.

Yemekten sonra tatbikat vaktiydi, odalardan can yeleklerimizi alıp güverteye çıktık, tehlike durumunda nasıl konumlanacağımızı öğrendik ve neyse ki bu bilgileri kullanma ihtiyacı duymadık hiç.

Tatbikat hatırası

Tatbikattan sonra gemi tanıtımı toplantısına katıldık, sonrasında da gemiyi keşfe çıktık. Gemimiz 12 katlıydı. Yüzme havuzu, masaj salonu, spor salonu, Duty Free, casino, çeşitli bar ve restoranlar mevcut gemide. Yüzen bir 5 yıldızlı otel hayal edin…

Güneşin altında beklenen sıra, tatbikat, toplantı derken biraz yorulmuştuk haliyle. Bu yorgunluğu atmak için gemideki Veranda Bar isimli mekanda oturduk ve kahve içtik, inanılmaz keyifli bir yer, fiyatları da oldukça uygun. Bu sırada yan masadaki çocuk bardağını düşürüp kırdı ve sıçrayan minik camlar ayağımda ufacık bir kesiğe neden oldu. Hiç önemli bir şey değildi, ben neredeyse fark etmeyecektim ama gemi çalışanları çok tatlı bir şekilde peçete, alkollü mendil ve yara bandı getirdiler, cidden çok kibar bir davranıştı. Burada garip olan çocuğun ailesinin dönüp bir “Afedersiniz!” diyememesiydi bence, insanlarımız gerçekten çok garip, buna gemide defalarca şahit olmak da biraz üzücüydü, diğer bir olayı yazının devamında göreceksiniz.

Akşam yemeğinde her şeyden azıcık aldığımı sanarken aşırı dolan tabağımdakileri boşa gitmesin diye bitirdikten sonra ufak çaplı bir mide fesadı eşliğinde tekrar Veranda Bar’a gittik ve İNANILMAZ BİR GÜN BATIMI İZLEDİK. İnsanın tüm dertlerini, yaşadığı büyük şehrin tüm kaosunu, üstündeki tüm stres yükünü çekip alıveren bir manzara… Turuncu gökyüzü, turunculuğun vurduğu masmavi deniz, sağda solda adalar… Gezimiz boyunca ennnn sevdiğim anlardan biri kesinlikle buydu.

Veranda Bar'da gün batımı

Her öğünün yanında iki bardak alkollü ve sınırsız alkolsüz içecek hakkınız oluyor, bunlar dışındaki içecekler ücretli ama ücretler oldukça makul.

Gemide akşam yemeği

Akşam Kübalı bir grubun unutulmaz müzik dinletisi vardı. Gruptakilerin hayatını düşündüm, Küba’dan gelip Çeşme’den Yunan Adaları’na giden bir gemide müzik yapmak, bu nasıl olmuş olabilir? Kendilerini maalesef bir daha göremedim ve öğrenme fırsatım olmadı…

Geceleri havuz kenarında parti düzenleniyor, biz parti ortamını sevemedik. Herkes bir masanın başında duruyor ve kimse dans etmiyor, casinonun reklam yüzü kızlar dans etmeye başlayınca yaşlı amcalar inanılmaz rahatsız edici bir şekilde telefonlarına sarılıp video çekmeye başlıyor… Bizim için eğlenceli değildi ilk günün partisi.

3. Gün - Rodos

Sabah Rodos limanındaydık. Kahvaltımızı yapıp Rodos’u keşfe çıktık. Etkileyici bir sahil şehri olduğunu söyleyebilirim, biraz Kotor’a benziyor. Oldukça da büyük bir ada ama gezilecek yerleri limana yakın belli bir alanda. Hava yine çok sıcaktı; eski şehrin sokaklarını keşfedip müzelerin önünde, Şövalyeler Sokağı’nda, Hipokrat Meydanı’nda fotoğraf çekindik. Sonra Mandraki Limanı’na doğru yürüdük, yel değirmenlerini ve heykelleri selamladık. Ve kahve molası zamanı geldi! Gerçi ben şeftali suyu içtim, Göktürk Freddo Cappuccino denemek istedi ama şekersiz istemek gibi bir hata yaptı, inanılmaz acı ve ekşi bir kahve geldi kötüydü biraz… Sonra şeker şurubu istedik ve güzel bir hale geldi. Benim şeftali suyum gayet lezzetliydi. Oturduğumuz kafe ağaçların altında masaları olan çok tatlı bir yerdi, ismi Aktaion Classic.


Şövalyeler Sokağı

Kafeden sonra planımız Rodos Kalesi’ni gezmekti ama resmen bunu beceremedik. Kalenin etrafında 3 4 tur attık, hendeklerden girdik Arnavut kaldırımlarından çıktık, parklara girdik çıktık, bir türlü kalenin girişini bulamadık. Haritalar’da gösterilen girişler kapı duvar… En son pes ettik ve pek de mutsuz bir pes ediş olmadı çünkü denize gidecektik. Elli Beach diye bir yere gittik, oldukça geniş bir sahil bölgesi, etrafı güzel otellerle çevriliydi plajın. 20 Euro’ya iki şezlong ve bir şemsiye kiraladık. Deniz MÜKEMMELDİİİİ. Tertemiz, sıcacık. Zemin biraz taşlıktı ama neyse ki deniz ayakkabılarımızla gitmiştik. Denizin renginin ve sıcaklığının güzelliğini unutamıyorum, Ölüdeniz güzelliğindeydi… Deniz keyfimiz bitince birer içecek ve çerez aldık, 7,5 Euro da onlara ödedik. İnanılmaz keyifliydi.

Plajdaki güzel zamanların ardından gemimize döndük. Kafamda inanılmaz yanlış bir plan vardı, Rodos Akropolü’nü akşam yemeğinden sonra gezebileceğimize dair inanılmaz özgüvenli bir inanç… Yemekten sonra hava karardı, pek bir şey göremeyeceğimizi anlamış olmanın yarattığı minik hayal kırıklığıyla 1 saatlik yürüyüşe başladık, 20 dakika kadar sonra da “Zaten bu saatte bir şey göremeyiz.” diyerek pes ettik ve akropol maceramız başlayamadan sona erdi, zaten karanlık sokaklardan korkmuştuk. Hediyelik eşya dükkanlarını gezdik, kendime capybara şeklinde çok tatlı bir çanta aldım, eve de Rodos Şövalyesi biblosu. 

Capybara çantam
Sonra bir şeyler içmek için dışardan güzel görünen bir bara oturduk ama menüdeki fiyatları görünce benim keyfim fazlasıyla kaçtı. Sonra da Göktürk’ün bacağına bir şey dokundu, yaprak sanıp attık ama atınca bir anda yaprağın kolları bacakları çıktı ve kendisinin peygamber devesi olduğunu anladık. Gözümüz üstündeydi, kendisinin bizimle bir derdi yoktu ama bir daha gelir mi diye tedirgin olmuştuk bir kere… Pahalı içeceklerimiz gelince masa değiştirdik, bu sefer benim yanımda ısırınca çok acıtan kanatlı karıncalardan vardı, şimdi de gözümüz ona takılmıştı… Doğal yaşama pek uyum sağlayamadan yüklü miktar hesabımızı ödeyip kalktık.

Rodos akşamı

Limanın çok yakınında minik bir koy var, orada oturup gemileri ve yıldızları izledik, denize ayağımızı soktuk, Rodos’tan ayrılmadan önce biraz daha keyfini çıkarabildik veee zaman gelmişti. Ertesi sabah Leros Adası’na gitmek üzere yola çıktı gemimiz.

Akşam vakit geçirdiğimiz koy

4. Gün – Leros ve Samos (Sisam) Adaları

Sabah gözümüzü açtığımızda Leros Adası’na yanaşıyorduk.

Leros ve Samos adalarında limanlar küçük olduğundan gemi açıkta bir yerde bekliyor, küçük botlarla yolcuları gemiden alıp adaya götürüyorlar. Botların saatleri resepsiyondan öğrenilebiliyor, anons da yapıyorlar.

Leros’a giden ilk bota kalabalıktan binemedik, yarım saat sonrakinde yer bulabildik. Binmeyi planladığınız saatten daha önce sıraya girmenizi tavsiye edebilirim çünkü botlar gerçekten küçük ve sıra gelmeyebiliyor.

Leros Adası

Leros çok küçük, huzur dolu, hayatın gerçekten yavaş aktığı bir ada. Sahil şeridinde yürüyüşümüzü yaptık, limandaki Coffe Lab Leros isimli kafede kahvemizi içtik. Kafede sinirimizi bozan bir olay yaşandı:

Kahvemizi içerken, tekneden göz aşinalığımız olan bir kadının garsonlara seslenmeye çalıştığını fark ettik ve garsona haber verdik. Sonra kadın kahvesi istediği gibi gelmediği için GARSONA BAĞIRMAYA BAŞLADI. Bu kabalığa bir şekilde vesile olduğumuz için çok utandık, tabii ülkemiz vatandaşlarının terbiyesizliklerini yurtdışında da görmek ekstra canımızı sıktı.

Bu olay haricinde oldukça keyifli zaman geçirdikten sonra, adada yapacak çok bir şey olmadığı için yine denize gitmeye karar verdik. Zaten mayolarımızı adaya gelmeden giymiştik yani canımıza minnetti… Adanın diğer tarafında yer alan Panteli Beach’e yürüdük. Bu adada yaya kaldırımı yok, daracık yollardan arabaları kollayarak bir şekilde yürümeniz gerekiyor. Tabii şoförler de bu duruma aşina olduklarından bir tehlike olmuyor ama yine de dikkat etmekte fayda var. Plaj o kadar güzel ki… Birçok işletme var, tabelalardan gördüğümüz kadarıyla genelde giriş ücreti 30 Euro olarak belirlenmiş. Vaktimiz kısıtlı olduğundan biz havlularımızı bir boşluğa atıp yüzüp çıktık. Adaların denizi gerçekten muhteşem; ılık, tertemiz, akvaryum gibi denizin dibini görebiliyorsunuz.

Panteli Beach, Leros

Plajlar taşlı olduğundan deniz ayakkabısı taşımakta fayda var.

Deniz keyfinden sonra tekrar gemiye döndük ve çay saatine katıldık. Canlı müzik eşliğinde çay/kahve ve kek, poğaça, kurabiye ikram ediliyor, tabii yine muhteşem manzaralar eşliğinde hayatınıza şükrediyorsunuz bu esnada.

Gemimiz Samos (Sisam) Adası’na yanaşıyordu, hemen Yunan Adaları için aldığım mavi-beyaz elbisemi giydim, hazırlandık ve botla adaya vardık. Bu ada benim favorim oldu, liman çevresi o kadar tatlı ki, biraz Kaş’a benzettim ki beğendiğim her deniz kenarı yerleşim yerini Kaş’a benzetme eğilimindeyimdir. Burada yaşamayı gerçekten çok isterdim…

Samos Adası'nda gün batımı
Samos Adası’nda ünlü Pisagor Heykeli ve Mavi Sokak var, tabii daha çok zamanınız varsa muhakkak gezilecek çok yeri vardır ama biz buraları görebildik, zaten limana çok yakınlar.

Mavi Sokak
Pisagor Heykeli
Adada tatlı bir yürüyüşten sonra limandaki Polykrates Restaurant’a oturduk, limanda salaş diyebileceğimiz, tam bir Yunan Adası restaurantı. Uzo, Greek Salad, gyros keyfi yaptık. Her şey o kadar lezzetliydi ve tazeydi ki… Gezimizin en keyifli anlarından biriydi burada geçirdiğimiz zaman. Çalışanlar çok kibar, çok tatlı. Anlaşamadığımız yerde Türkçe konuşmaya çalışıyorlar. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Polykrates Restaurant
Polykrates Restaurant'ın muhteşem yemekleri













Restauranttan ayrılıp adada ufak bir yürüyüş daha yaptıktan sonra gemimize döndük, parti katında White Party vardı. Seyahate başlamadan gelen maillerde de partiden bahsediliyor, yanınıza beyaz kıyafetler almanız tavsiye ediliyor. Biz de beyazlarımızı giyinip partiye gittik ama pek sarmadı, yarım saat kadar durup ayrıldık. Geminin her şeyi mükemmel ama partiler biraz vasat… Yine de kalabalık bir grupla gidilirse kesinlikle eğlenirsiniz.

White Party hatırası

5. Gün – Maalesef Dönüş

Sabah gemide son kahvaltı sonrası gereğinden fazla hüzün ve romantize edişle gemiden ayrıldık. Dönüş uçağı için Çeşme Otogar’dan HAVAŞ’a bindik. Limandan otogara giderken Göktürk taksiye binmeyi teklif etti, ben yürüyelim dedim ve öğlen sıcağında terler   içinde kalarak yürüdük, çok mantıklı olmadı. Sonrası havaalanında kahve keyfi ve maalesef Ankara’ya dönüş, ertesi gün işe gidiş falan klasik şeyler…

Sonuç olarak, Selectum Blu Cruises konforlu gemisi ve muhteşem rotası ile beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı. Tüm yaş gruplarının, çocuklu ailelerin, çiftlerin, arkadaş gruplarının keyifli zaman geçireceğine eminim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder