![]() |
| Her gidişimde ilham veren, dünya üzerinde en sevdiğim yerlerden biri. Kaş, Antalya. |
5 ay önce çalışmaya başladım. Çalışmaya başladığımdan beri işim hayatımdan çalıyor gibi, çaldığı zamanı ve mutluluğu bir yerlerde arayıp bulmam ve hayatımı tamamlamam lazım gibi bir düşünce içindeyim. Sanki hayat sürekli benden kaçıyor, ben de telaşla, panikle hayatımın hangi yöne gittiğine, bu yönü bulmak için nereye bakmam gerektiğine dair bir fikrim olmadan oradan oraya koşarak kovalıyor, bulmaya çalışıyorum. Kitaplara mı baksam, seyahat mi etsem, kariyerime mi odaklansam, yeni bir dil mi öğrensem, yazılım mı öğrensem… hepsini bir ucundan deniyor, hiçbiriyle ne yapacağımı bilmediğim için hiçbirinden yeterince keyif almıyorum ve hiçbirine işlevli bir noktaya taşıyabilecek kadar zaman ve enerji ayıramıyorum.
Lisedeyken çok daha
hayattan ne istediğini bilen, doğru ya da yanlış bir karar verip bu kararın peşinden koşan,
enerjisini neye nasıl yönelteceğini bilen biriydim. Tam olarak hangi noktada
kaybolduğumu bilmiyorum. Şimdi hayatın binlerce ihtimal sunduğunu görüyorum ama
benim hangi ihtimali istediğimi, hangi yönde yürümem gerektiğini seçemiyor, o
aktiviteden bu ilgi alanına savrulup duruyorum, işi ise sadece hayatımdan çalan
bir şey olarak görüyorum. Ve bu bakış açısı beni mutluluğa, huzura götürmüyor. Hayatta
en sevdiğim şey olan seyahat etmekten bile zevk alamaz oldum, ki işe
başladığımdan beri belki de hayatımın en çok seyahat edebildiğim dönemindeyim,
Erasmus’u saymazsak. Ama seyahatlerde sadece neden tüm vaktimi seyahate
ayıramadığımı, bu seyahatin de birkaç güne biteceğini ve dönünce mutsuz
olacağımı düşünüyor ya da kafamda yeni seyahatler planlıyorum, içinde olduğum
seyahatin tadını çıkaramadan hırsla ve panikle yeni bir tanesini planlamaya
çalışıyorum. Bir kitap okuyorsam onun ne anlattığına odaklanamıyor, onu
bitirince ne okusam diye ya da şu an bu kitabı okumak yerine ne yapıyor
olabilirdim diye düşünüyorum. Ne yapıyor olursam olayım o an hayatta bir
şeyler kaçırıyor gibi hissediyor, hırs ve panik içinde kaçırıyor olabileceğimi düşündüğüm
diğer şeylerin peşinde sürükleniyorum. Her zaman bir şey yapıyor gibi görünüyorum
ama yaptığım hiçbir şeyden yeterince keyif almıyor, hiçbir şeye uzun vadede
verimli bir noktaya taşıyabilecek kadar zaman ve enerji ayıramıyorum.
Şu anda bu hislerimi fark
edebildiğim ve daha berrak bir şekilde görebildiğim için mutluyum. Ve bu durum
karşısında bulduğum çareyi iki kelime ile özetleyebilirim: Yavaşlamak ve
barışmak.
Yavaşlamakla kastettiğim
şey, hayatımın rutin akışına bir süre müdahale etmemeye çalışmak aslında. Yeni seyahatler
planlamayı, yeni uğraşlar peşinde koşturmayı bir süre bırakmak, eskileri hırsla
yapılmış birer liste uzatma çabası olmaktan çıkarıp sindirmek, özümsemek. Neyle
mutlu olacağımı hayatın akışının göstermesini sağlamak istiyorum biraz, koşturmayı
ve telaşı bir kenara bırakıp ne istediğimi anlamak için kendime fırsat vermek. Bir
şey yaparken kafamda diğer yapacaklarımla mücadeleyi bırakmak, yeni planlar ve yeni uğraşlar peşinde savrulmayı bırakıp hayatın rutin akışına teslim olmak,
rutini anlamak…
Barışmak derken rutinimle barışmayı anlatmak istiyorum. Hayatta herkes gibi bir işim
var ve bu işin daha çok başındayım. Aslında işimi seviyorum, fakat iş kavramına
bakış açımı doğru oturtabildiğimi düşünmüyorum. İş bana her gün günümün üçte
birini çalan, zevk almadan yapılan bir uğraş gibi geliyor, tek faydası para
kazandırmak fakat bugüne kadar tüketimden uzak bir hayat tarzı benimsemeye çalıştığımdan ve ailem zengin olmasa bile büyük maddi sıkıntılar yaşamadığımız için paraya çok ihtiyaç hissetmedim, bu yüzden para kazanmanın anlamını da kafamda tam olarak oturtamıyorum. Aslında işteyken mutsuz
değilim fakat iş dışında, örneğin bir seyahatteyken seyahatten dönünce tekrar
işe gidecek olmak üzerime kabus gibi çöküyor. Bunun nedeni muhtemelen iş
rutiniyle barışmaya değil sürekli bu rutinle mücadele etmeye çabalamamda yatıyor.
Halbuki kendime bu rutinin nasıl olduğunu anlama, kabullenme fırsatı tanımadım
bir türlü. Bu fırsatı tanımadığım için neyle mücadele ettiğimi de tam olarak bilmiyorum.
Kendime rutinimi kabullenme ve rutinimle
barışma şansı vermediğim için iş dışında yaptığım diğer aktiviteler rahatlatıcı
olmaktan ziyade hep bir savaşma hissi yaratıyor. Rutinimi anladığımda ve onunla
barışabildiğimde muhtemelen başka nelerden zevk aldığımı ve neler yapmak
istediğimi anlama fırsatım olacak, zevk alacağım diğer şeyler rutinim içinde
kendi özel ve güzel yerlerine kendiliklerinden oturacaklar, şu an benim nerede
boşluk olduğunu bile bilmeden eğreti bir şekilde sıkıştırmaya çalıştığım
yerlerinden özgürleşecekler… Rutinimi anlamadan, onu yerli yerine oturtamadan,
onu sahiplenip onunla barışmadan kalan şeylerin de yerini bulmak muhtemelen pek
mümkün olmayacak.
Başta da söylediğim gibi, iş hayatımın daha başındayım. O yüzden bu dönemdeki savruluşumu bir hata olarak görmüyorum, bu savruluşlar da sonuçta bana ilgi alanlarımın neler olabileceğini gösterdi, hiçbiri yerini bulamamış olsa da nelere yer açabileceğime ya da açmak isteyebileceğime dair bir fikir verdi bana yaptığım her şey. Ama bu amaçsız savruluşun, bu panik halinin, bu savaş yanıtının kendimce bir analizini yapmaya çalışmak ve çözümler üretmeyi denemek bana iyi hissettirdi.
Çözüm arayışım sırasında tükenmişlik yaşayan insanların deneyimlerini ve psikologların tükenmişliğe dair çözümlerini dinlemek bana yol gösterici oldu, bu yolda profesyonel olsun veya olmasın iyi niyetle çabalayıp çabasını paylaşan herkese teşekkür ediyorum.
Umarım bu yazı da birileri için faydalı olur ve umarım hepimiz bu hayatta bize huzur verecek yolu buluruz 😊💮🎕


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder