PULA

Erasmus Gezi Günlüğü – 11

Veee gelelim Erasmus’ta gezdiğim son şehirden bahsetmeye. Pula, Hırvatistan’ın batısında yer alan ve İtalya’ya çok yakın şehirlerinden biri. Evlerin İtalyan mimarisinde inşa edildiğini fark etmek de çok zaman almıyor, sokaklar tıpkı Venedik’i andırıyor tabii çok küçük bir farkla, kanallar yok 😊

Şehir Roma kalıntılarıyla bezeli, kalıntıların bu kadar iyi korunmasına biraz şaşırdım doğrusu çünkü Pula 2. Dünya Savaşı sırasında yoğun bir bombardıman altında kalmış. Şehrin müthiş bir de sahil şeridi var, ben kışın gittiğim için denize giremedim ama burada yazın vakit geçirmek, hem tarihi yerleri gezmek hem de denize girmek eminim çok keyifli olurdu.

Biz Pula’ya günübirlik bir gezi yaptık. Rijeka’dan Pula’ya otobüsle ulaşım sağladık, bu yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor ve gidiş biletimiz 14, dönüş ise 12 Euro idi. Öğlene doğru Pula’ya vardık.

Pula Arena


İlk olarak, dünyanın en büyük 6 Roma Arena’sından biri olan Pula Arena’yı gördük. Bu yapı MÖ 27-MS 68 yılları arasında inşa edilmiş. Gerçekten çok görkemli bir yapı, henüz Roma’da bulunan Arena’yı görmediğim için karşılaştırma yapamayacak olsam da görenler ikisinin benzer güzellikte olduğunu söylüyor.

Pula’da Döner Yemek-Kebab Adi

Şehre gelip biraz dolaştıktan sonra açlığımıza yenik düştük ve memleket özleminden midir bilinmez, canımız fena halde döner istedi, Kebab Adi isimli bir yerde döner yedik ve çok beğendik, Avrupa’da yediğim en iyi dönerdi diyebilirim.

Twin Gate (Dvojna Vrata)


Dönerciden sonra gezimize Twin Gate’i görerek devam ettik. Bu yapı Pula’nın Roma dönemindeki 10 şehir kapısından biri.

Zerostrasse Tünelleri


Bu tüneller, halkı 1. Dünya Savaşı sırasında bombalardan korumak için inşa edilmiş. Şehrin altında inanılmaz bir tünel ağı var, biz gittiğimizde tünellere giriş yoktu fakat birçok sokakta karşınıza çıkan girişlerden bile anlayabildik bunu. Bu tünelleri, tabii açık olduğu bir günde gidecek kadar şanslıysanız gezebilirsiniz, daha da şanslıysanız burada bir sergi veya konsere denk gelebilirsiniz çünkü artık tüneller kültürel ve sosyal aktiviteler için kullanılıyor.

Küçük Roma Tiyatrosu


MS 1. Yüzyılda inşa edilen bu tiyatroyu da restorasyon çalışmalarından dolayı kapatmışlardı.

Küçük Roma Tiyatrosu varsa büyüğü de olmalı diye düşünebilirsiniz, şehir surlarının dışına inşa edilen Büyük Roma Tiyatrosu maalesef günümüze kadar korunamamış.

Sergii Arkı (Arch of the Sergii)


Bu yapı, güçlü bir Romalı aile olan Sergii ailesi adına MÖ 29-27 yılları arasında inşa edilmiş.

James Joyce Heykeli


Ünlü İrlandalı yazar James Joyce, bir dönem İngilizce öğretmek için Pula’da yaşamış. O günlere ithafen yazarın heykeli yapılmış ve heykel hemen Sergii Arkı’nın yanında Uliks cafe isimli kafede bir masada ziyaret edilmeyi bekliyor.

Roma Mozaikleri

Girdiğim her sitede, bu mozaiklerin güzelliğinden ve bulmanın zor olmasından bahsediyordu fakat bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim. Mozaikleri olduğu iddia edilen minicik bir sokakta yaklaşık 45 dakika aradıktan sonra pes edip göremeden sokağı terk ettim. Bu mozaikler MS 2-3. Yüzyıllar arasında, bir Roma evinin odasının tabanını kaplamak için yapılmış ve fotoğrafları gerçekten çok güzel, umarım bulup yerinde görebilmek sizlere kısmet olur….

Augustus Tapınağı


MÖ 27-MS 14 yılları arasında inşa edilen bu tapınağı kesinlikle görmenizi öneririm, günümüze kadar çok iyi korunmuş. Zaten görmemeniz de çok zor çünkü tapınak şehrin ana meydanı olan Forum Square’de yer alıyor.

Pula Katedrali


MS 4-5. Yüzyıllarda inşa edilen Pula Katedrali de kesinlikle görülmeli. Muhtemelen gördüğünüz en görkemli katedral olmayacaktır, yine de oldukça güzel bir yapı.

Fortress Kastel


1630-1633 yılları arasında İtalyanlar tarafından inşa edilen bu kale de hem şehir manzarası açısından hem de barındırdığı 15 koleksiyonluk tarihi objelerden oluşan sergiyi görmek için ziyaret edilebilir.

Lungomare


Hırvatistan kıyı şehirlerinin deniz kenarı uzun yürüyüş yolları meşhurdur, benim gördüklerim arasında en güzel olanı ise kesinlikle Pula’da yer alanı. Bir tarafınız orman bir tarafınız deniz, uçsuz bucaksız bir yol ve yol boyunca karşınıza çıkan çakıllı minik koylar… Kesinlikle dünyanın en huzurlu yerlerinden biri olmalı bu yol.

Fort Bourguignon

Ziyaret etmeyi planladığımız son nokta Bourguignon Kalesi’ydi. Bu kale 19. Yüzyılın ikinci yarısında Avusturya Macaristan İmparatorluğu tarafından inşa edilmiş. Kaleyi görmeyi gerekten çok istemiştim ama maalesef yoldayken karanlık bastırdı. Kale şehrin biraz dışında yer alıyor, çok uzak görünmediği için yürüyerek gidebiliriz diye düşündük, hesaba katmadığımız şey ise karanlığın bastırması ve navigasyonun bizi sürekli ıssız yollara sürüklemesi oldu. Hırvatistan gibi güvenli bir ülkede 3 ay geçirdikten sonra ilk kez burada korktum. Kaleye ulaşamadan tekrar merkeze dönmeye karar verdik.

Merkeze dönüp, Hırvatistan’ın meşhur fırını Mlinar’ın güzel bir şubesinde karnımızı doyurduktan sonra sokaklarda tekrar ufakça turlayıp otogara döndük. Otogarda başımıza şöyle bir şey geldi: dönüş biletimizi Flixbus’tan almıştık dolayısıyla bir Flixbus otobüsünün gelmesini bekliyorduk. Otobüs saatine yakın, hiç duymadıımız bir firmadan Rijeka’ya giden bir otobüs geldi, biz bizimkinin bu olmadığından emindik çünkü üstünde herhangi bir Flixbus işareti de bulunmuyordu. Kendi otobüsümüzü beklemeye devam ederken, tam otobüsün kalkmasına da 5 dakika kalmışken biletteki ‘Otobüsün üzerinde Flixbus yazmayabilir.’ notunu gördük ve orada bekleyen otobüstekilere sorarak ona binmemiz gerektiğini anladık, böylece 5 dakika ile otobüsü kaçırmaktan kurtulmuş olduk 🙆

Erasmus gezilerimin son durağında olmanın üzüntüsü, son durağımın Pula olmasının mutluluğu ve huzuruyla, Türkiye’ye dönüş hazırlıklarımı yapmak üzere Rijeka’ya döndüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder