ERASMUS Gezi Günlüğü-6
Merhabalar! Bu yazımda
Hırvatistan’da Erasmus yaparken, Budapeşte’ye gerçekleştirdiğim 2 gecelik
gezimden bahsedeceğim. Öncelikle şunu söyleyeyim, Budapeşte 2 gece konaklamayla
da büyük ölçüde gezilebiliyor fakat vaktiniz varsa 3 gece kalmanızı
önerebilirim çünkü daha kısa sürede müzeleri, katedral ve kiliselerin içlerini
incelemeye yeterli zaman ayrılamayabiliyor.
Budapeşte’ye Avrupa’nın neredeyse her şehrinden otobüsle, trenle, uçakla ulaşabilmek mümkün. Türkiye’den de uçakla rahatlıkla gelinebilir. Biz Zagreb’den Flixbus otobüsü ile Budapeşte’ye geçtik, bilet kişi başı 20 Euro idi.
Otobüsten öğleden sonra 4 gibi
indik ve gezmeye başlamadan önce, eşyalarımızı bırakmak için booking.com
üzerinden ayarladığımız otelimize gittik. EasyHotel Budapest Oktogon isimli
otelde küçük odaların geceliği 35 Euro idi. Otelin konumu şehri gezmek için
oldukça ideal, Kahramanlar Meydanı’na yürüyerek 20, Terör Müzesi’ne 5 dakika
mesafede. Biz Kelenföld otobüs istasyonunda indik ve gelmeden önce otelden yol
tarifi istemiştik, onların önerileri doğrultusunda metro ve tramvay hatlarını
kullanarak otele kolayca ulaştık ve dönüşe kadar bir daha toplu taşıma
kullanmadık, gezilecek her yere yürüyerek ulaşılabiliyor.
Pozsonyi
Restaurant
Eşyalarımızı bırakıp
hazırlandıktan sonra, Macar yemekleri deneyebileceğimiz bir yer araştırdık ve
gezmek istediğimiz yerlere de yakın olan Pozsonyi Restaurant’ı bulduk.
Fiyatların da çoğu yere göre uygun olduğu bu restaurantta ünlü Macar yemeği
Gulaş’ı denerseniz pişman olmazsınız, ayrıca diğer yemekleri de oldukça
lezzetli ve Türk damak tadına uygun görünüyor. Yemeğin yanına şarap tercih
ederseniz de muhtemelen memnun kalırsınız ki şarap gurmesi sayılmayız ama rose
şaraplarını sevdik.
Macaristan
Parlamento Binası
Yemekten sonra, Budapeşte’nin en görkemli yapılarından biri olan Parlamento Binası’nı görmek istedik. Neogotik tarzda inşa edilen bina o kadar büyük ki, kendisini Tuna’nın karşı kıyısından görmek (ertesi gün öyle yaptık 😊) yanından görmekten çok daha kolay fakat tabii ki yakından incelemek de ayrıca keyifli. Bilet alarak binanın içini ziyaret etmek de mümkün ve vaktiniz varsa bence de ziyaret edilmeli ama bizim vaktimiz olmadı maalesef…
Tuna
Kıyısındaki Ayakkabılar
Parlamento Binası’ndan sonra nehir kıyısında yürümeye devam edip, Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar anıtını gördük. Bu anıt, 2. Dünya Savaşı’nda ölen Macar Yahudileri için yönetmen Can Togay ve heykeltıraş Gyula Pauer tarafından tasarlanmış. Hikayesi de, kurbanların öldürülmeden önce nehir kenarında ayakkabılarının çıkarttırılmasına dayanıyor.
St.
Stephen Bazilikası
Nehir kenarında biraz daha yürüdükten sonra otele dönmeye karar verdik ve yol üstünde bu güzel bazilikayla karşılaştık. St. Stephen Bazilikası, Macaristan’ın üçüncü en büyük kilisesi sıfatını taşıyor. İçini ertesi gün görmeyi planladığımız bazilikayı maalesef ziyaret edecek vakit bulamadık (o yüzden en az 3 gece kalmanızı öneriyorum 😀).
Kahramanlar
Meydanı
Ertesi sabah otelden Kahramanlar Meydanı’nı görmek üzere ayrıldık. Budapeşte’nin en ünlü yerlerinden biri olan bu meydanın etrafında Güzel Sanatlar Müzesi ve Hall of Art binaları bulunuyor ve ne yazık ki bunların da içini ziyaret edecek vaktimiz yoktu 😔. İçini göremesek bile binaların dışları da çook güzel kesinlikle detaylarını incelemeden geçmeyin diyebilirim.
City
Park ve Vajdahunyad Kalesi
Kahramanlar Meydanı’nın arkasında, City Park yer alıyor. Bu güzel parkın içinde de masallardan fırlamış gibi duran Vajdahunyad Kalesi gizli. Kalenin içine kesinlikle girmenizi öneririm, rüya gibi gerçekten. Ayrıca içinde her ne kadar biz girmemiş olsak da çeşitli müzeler mevcut.
Balıkçı
Tabyası ve Matthias Kilisesi
Buraya
şöyle bir not düşebilirim: sehir Tuna Nehri’ne göre Buda ve Peşte olmak üzere
ikiye ayrılıyor. Şimdiye kadar anlattığım yerler Peşte’de iken, köprülerden
nehri karşıya geçtiğinizde Buda tarafına geçmiş oluyorsunuz.
Buda yakasında ilk olarak Balıkçı
Tabyası’nı gördük. Mimarisi ayrı, manzarası ayrı güzel olan Balıkçı Tabyası da
ziyaret edilmeden dönülmemesi gereken yerlerden. Hemen yakınında da yine
güzelliğiyle büyüleyen Matthias Kilisesi yer alıyor.
Buda
Kalesi
Balıkçı Tabyası’ndan sonra yönümüzü yine şehrin en ünlü yapılarından olan (maalesef bu şehirde ünlü yapılar öyle kolay bitmiyor) Buda Kalesi’ne çevirdik. 18. Yüzyılda inşa edilen bu yapı Macaristan’ın kraliyet sarayıymış ve Barok tarzda inşa edilmiş. Burada da, yine Budapeşte için şaşırtıcı olmayan bir şekilde, kendinizi büyüleyici bir yerde buluyorsunuz.
Kaleye fünikülerle ulaşım da
mümkün fakat biz nasıl olduğunu tam da anlamadığımız bir şekilde her yere
yürüyerek inip çıktık (aslında nehri karşıya geçtikten sonra baya bi merdiven
çıktık yani anlaması çok da zor değil, ama çok yorucu sayılmaz, bir sağlık
sorununuz vs. yoksa ve vaktiniz de varsa füniküler yerine yürümeyi de tercih
edebilirsiniz 😊).
Kaleyi de gördükten sonra acıkmış
bir şekilde, otelimizin de yer aldığı Peşte yakasına geçmeye karar verdik.
Aslında dönüşümüzü ünlü Zincir Köprü üzerinden planlamıştık fakat yine
anlamadığımız bir şekilde Zincir Köprü’nün fazlasıyla uzağında kaldık ve başka
bir köprüden karşıya geçtik.
Star Kebap&Grill
Akşam yemeği için, doğum günümün de oldukça yakın olması sebebiyle romantik bir yer arayışına girdik fakat hesaba katmadığımız bir şey oldu, o gün Azizler Günü olduğu için neredeyse tüm mekanlar kapalıymış. Aslında birçok yerin kapalı oluşu gündüz de dikkatimizi çekmişti fakat belki daha açılış saatleri gelmemiştir diye çok da üstünde durmamıştık. Yaklaşık 2 3 saat kriterlerimize uygun bir yer arayıp bulamadıktan sonra, daha önce 10 kez önünden geçtiğimiz Star Kebab adlı bir Türk restoranına oturduk. Çok da romantik sayılamayacak bir atmosferde fakat Türk yemeklerini özlememin de etkisiyle, aşırı lezzetli yemekler yemiş olduk, Adana kebap güne puanımı fazlasıyla yükseltti diyebilirim. Sahipleri de Adanalı olduğundan siparişi Türkçe verebildik, bu aktivite bile biraz özlenmiş 😄
Buradan çıktıktan sonra, daha
önce Prag’ta da denediğim (orada bu tatlının adı Trdelnik diye geçiyordu), yanından geçerken
mis gibi vanilya kokan tezgahlardan birinden Chimney Cake aldık. Dondurma
külahına benzeyen fakat daha yumuşak, dışı toz şekerle kaplı bir hamur külah ve
içine nutella, dondurma, krema gibi ürünler ekletebiliyorsunuz. Benim sevdiğim
bir tatlı, denemenizi tavsiye edebilirim.
Nehir kenarında biraz daha
yürüdükten sonra otelimize döndük. Ertesi sabah 7 gibi otelden ayrılıp taksiyle
Kelenföld otogarına gittik ve otobüsle Zagreb’e döndük, Budapeşte gezimiz de
tadı damağımızda kalarak böylece tamamlanmış oldu.










Budapeşte anılarımıza döneyim dedim, unutmuş, yabancılaşmışım. Baştan yaşamış gibi oldum. Çok güzel...
YanıtlaSil