ERASMUS Gezi Günlüğü – 3
Merhabalar! Bugün size, Hırvatistan’ın en büyük ikinci şehri olan Split’e gerçekleştirdiğim geziden bahsedeceğim. Bu şehre Avrupa’nın birçok noktasından otobüsle ulaşmak mümkün, aynı zamanda Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan Zagreb aktarmalı uçuşları da bulunmakta. Biz buraya, Hırvatistan’ın bir diğer şehri Rijeka’dan Flixbus otobüsleriyle geldik, bilet fiyatları 20 Euro idi. Bu şehri bir tam günde çok rahat gezebilirsiniz, vaktiniz varsa 1 gece konaklayarak çoook daha rahat gezebilirsiniz ve tabii ki yaz tatilinde burada istediğiniz uzunlukta bir deniz tatili yapmak gibi bir seçeneğiniz de var 😊
Sonbahar renkleri içindeki
ormanların arasında yaklaşık 7 saatlik bir otobüs yolculuğu sonunda, saat 15.30
civarında Split’e vardık. Split Otobüs İstasyonu, tam limanın karşısında, şehir
merkezinde yer alıyor. Otobüsten iner inmez denizin güzel rengi ve kokusu sizi
karşılıyor.
Split şehir merkezindeki Spar
Market’in güzel bir yemek reyonu olduğunu okumuştuk, hissettiğimiz yorgunluk ve
açlıkla kendimizi Spar tabelalarını takip ederken bulduk. Bu reyonda çeşitli
balıklar, kalamar, tavuk schnitzel; pilav, makarna ve salata çeşitleri
bulabilirsiniz.
Riva
Spar’dan yiyeceklerimizi aldıktan sonra, Riva denen ünlü caddeye geçtik. Burası hemen liman kenarında konumlanan, cafe, restaurant ve hediyelikçilerin yer aldığı çok tatlı bir cadde. Oturup deniz manzarasının tadını çıkarabileceğiniz çok sayıda bank da içeriyor. Aynı zamanda tekne turu satışı yapan birçok stand da yer alıyor.
Riva’daki banklarda 1 saat kadar
zaman geçirdikten sonra, eşyalarımızı tuttuğumuz daireye bırakıp öyle gezmeye
karar verdik. Biz booking.com üzerinden tek odadan oluşan bir daire tutmuştuk,
geceliği 30 Euro. Bu şehirde kalacak yer ararsanız, konumunun şehir merkezine
yakın olması dışında bir kaygınız olmamasını önerebilirim, zaten şehrin
güvenlik ve gürültü gibi sorunları bulunmamakta. Dairemizin bulunduğu sokak çok
güzeldi, İtalyan-Roma mimarisinde inşa edilmiş ikişer katlı evlerden oluşan
sokakta, evlerin arasından denizi görmek de mümkün.
Daireye vardığımızda, çok güleryüzlü ve yardımsever ev sahibimiz bizi karşıladı, bize harita üzerinden gezeceğimiz yerleri işaretledi, birkaç restaurant ve kafe önerisi yaptı. Biz de eşyalarımızı bırakıp gezimize geri döndük.
Diocletian
Sarayı
Geziye Split’in en ünlü yapısı olan Diocletian Sarayı ile devam ettik. Burayı Roma İmparatoru Diocletian, 4. yüzyılda kendisine emeklilik sarayı olarak yaptırmış. Burada Diocletian’ın mozolesi olarak inşa edilip sonra katedrale çevrilen Saint Domnius Katedrali, Çan Kulesi, Kript, Vestibül, Jupiter Tapınağı, Kibele Tapınağı ve hediyelikçilerin oluşturduğu minik bir çarşı ziyaret edilebilir.
Giriş için bilet almanız gerekiyor ve bu yapıların farklı kombinasyonlarını içeren 4 çeşit bilet var, bizim aldığımız bilet katedrali, Jupiter ve Kibele Tapınakları’nı ve kripti kapsıyordu ve 60 Kuna (yaklaşık 8 Euro) olan bilet öğrenci indirimiyle 30 Kuna’ya (yaklaşık 4 Euro) düştü. Vestibül ve çarşı için bilete ihtiyacınız yok.
Benim tavsiyem Kript yerine Çan Kulesi’ni kapsayan biletlerden birini almanız olabilir çünkü gerçekten Kript’te görmenizi gerektiren bir şey yokmuş ve Çan Kulesi’nin manzarası oldukça övgü topluyor. Çan Kulesi’nin tepesine merdivenlerle çıkılıyor.
Kibele Tapınağı olarak adlandırılan kısım, sarayın müzesi gibi ve bilet alınan binada yer alıyor. Jupiter Tapınağı ise adından da anlaşıldığı üzere, Eski Roma Tanrılarından Jupiter’e adanan bir tapınak.
Sarayın önünde Mısır’dan getirilmiş Sfenksleri de görebiliyorsunuz. Diocletian’ın isteğiyle getirilen 12 Sfenksten sadece bir tanesi tek parça halinde duruyor, diğerleri tarih boyunca biraz hasara uğramış.
Prokurative Meydanı
Saray’ı dolaştıktan sonra, şehrin ünlü meydanı Prokurative’i, diğer adıyla Republic Square’i ziyaret ettik. Bu meydan Venedik’teki Saint Marks Meydanı’ndan esinlenilerek 19. Yüzyıl’da inşa edilmiş. Meydanda şu an bir restoran bulunuyor, zaman zaman konserler ve festivallere de ev sahipliği yapıyormuş fakat biz gittiğimizde böyle bir aktivite yoktu.
Luka
Ice Cream&Cakes
Prokurative Meydanı’nı gördükten sonra, internetten tavsiyelerle bulduğumuz Luka Dondurmacısı’na yöneldik. Yoğurt ve orman meyveli dondurma o kadar güzeldi ki ertesi sabah gidip bir tane daha aldık 😅
Marjan
Park
Dondurmamızı aldıktan sonra,
günbatımını izlemek üzere yönümüzü Marjan Park’a çevirdik. Denizden 178 metre
yüksekte olan parka, şehir merkezinden başlayan merdivenlerle çıkıyorsunuz ve
manzarası gerçekten çok güzel. Burada günbatımı izlemek çok keyifli fakat
vaktiniz varsa hem gündüz hem de günbatımında ziyaret edebilirsiniz (biz ertesi
sabah dayanamayıp yine gittik çünkü J),
gündüz müthiş bir deniz manzarası ve ağaçların güzel renkleri arasında yürüyüş
yapabilir, akşam da şehrin ve limanın ışıklarını görebilirsiniz. Parkın içinde
küçük bir kilise var. Parkta bir de Hayvanat Bahçesi yer alıyor ama biz ziyaret
etmedik.
Ayrıca Ljubljana’daki Tivoli Park kadar sizi yeşile doyurmasa bile yine de ağaçların içindeki patikalarda güzel bir yürüyüş veya koşu yapmak mümkün.
Bacvice Beach
Marjan Park’tan tekrar merkeze dönüp şehrin güzel sokaklarında biraz daha dolaştıktan sonra, merkeze yaklaşık 15 dakika yürüme mesafesindeki Bacvice Plajı’na gitmeye karar verdik. Hırvatistan kıyılarındaki plajlar genelde çakıllıyken bu plaj kum olduğu için ve denizi de çok sığ olduğundan özellikle küçük çocuklu aileler tarafından tercih ediliyormuş. Plajın etrafında çeşitli kafe, bar, restoran ve gece kulüpleri mevcut. Biz plajda bir süre oturduktan sonra müziğin cazibesine kapılarak kendimizi gece kulübünde bulduk. Giriş ücreti alınmayan kulüpte bira 20 Kuna yani yaklaşık 2,5 Euro idi. Gece 12’de kulübün kapanmasıyla (Hırvatistan’da gece kulüpleri bile 12’de kapanıyor gerçekten ilginç bir yer) biz de kiraladığımız dairemize dönmeye ve dinlenmeye karar verdik.
Plaja gece gittiğimiz için anlamlı bir fotoğrafını çekmek kısmet olmadı diyebilirim...
Grgur
Ninski Heykeli
Ertesi sabah, kahvaltı için bir fırından börek aldıktan sonra (Hırvatistan’da çok fazla fırın var ve börek kahvaltı için oldukça yaygın bir yiyecek, yaklaşık 2 Euro’ya oldukça doyurucu büyüklükte bir börek alabilirsiniz) şehrin ünlü turistik ögelerinden biri olan Grgur Ninski Heykeli’nin bulunduğu parka gittik. Grgur Ninski bir ortaçağ piskoposu, kendisinden önce ayinler Latince’de yapılırken Ninski Latince’nin Hırvatça’ya çevrilmesini sağlamış, bu yönüyle Hırvat tarihinde önemli bir kişi. 8,5 metre uzunluğundaki bu heykel 2. Dünya Savaşı’ndan önce Diocletian Sarayı önünde yer alırken, savaştan sonra şimdi bulunduğu noktaya taşınmış.
Ayrıca heykelin ayak parmağına dokunmanın iyi şans getirdiğine inanılıyor, o kadar çok dokunulmuş ki heykelin o bölgesinin rengi değişmiş ve tabii ki biz de dokunduk belki inanış doğrudur kim bilebilir 😀

















Çok güzel anlatıyorsun 👍😊
YanıtlaSil❤❤❤
SilGörmüş kadar oldum, güzel anlatımın için tesekkürler 👍
YanıtlaSil