Vietnam Savaşı sırasında işlenen suçlarla yüzleşme cesaretine sahip en önemli filmlerden biri Casualties of War. Brian de Palma bu gücünü 2007’de Örtülü Gerçek - Redacted filmi ile de gösteriyor Irak’ın işgali üzerinden. Günümüzde kimsede şüphe bırakmayacak düzeye ulaştı zaten ABD’nin “özgürlük götürme” kisvesi altında nasıl zulümden kaçınmayacağı. Ama 1989 yılında bu yüzleşmeye cesaret edebilmek çok daha önemli ve büyük bir hamle, hem de Hollywood’a iş yapan önemli bir yönetmen olarak.
Tabii hala eleştirilebilecek yönleri var, mesela ABD’nin neden gerçekten Vietnam’a girdiği tam olarak sorgulanmıyor, olaylar askerlerin psikolojisinin nasıl etkilendiği ve o ortamda nasıl hatalara yönelebilecekleri, Vietnamlıları nasıl dehümanize edebildikleri üzerinden ilerliyor. Peki bu askerler neden Vietnam’da? Bunun üstünde durmaya gerçekten cesaret mi bulunamıyor yoksa içten içe haklı mı bulunuyor bu özgürlük taşıma merakı? Filme dair en önemli soru işareti bu bence.
Yine de
büyük bir savaş suçunu, ABD askerlerini hiç acımadan eleştirerek işlemek
gerçekten çok büyük bir iş. Ve evet, işlenen korkunç bir suçtan sonra faillerin ceza
almaması için herkes büyük bir çaba içinde, bu büyük çarpıklık insanı öyle
rahatsız ediyor ki… Ceza almak münferit bir olay olarak kalıyor, peki ya ceza
almayan, hiç ortaya çıkamadan üstü kapanan kim bilir kaç binlerce böyle olay
yaşandı özgürlük taşınan coğrafyalarda?
Filmin çekimleri Tayland’da yapılmış. Ormanlar, köyler, üs bölgeleri o kadar gerçekçi ki… Küçücük uyduruk bir sette geçmiyor; helikopterler, patlama efektleri... Her şey özenle işlenmiş. Kendinizi gerçekten hiç bilmedikleri bir coğrafyaya hiç alakaları olmayan bir savaş için getirilen ABD askerleriyle benzer dehşeti yaşarken buluyorsunuz böylece. Ve tabii bu askerlerin düşmanlaştırdıkları taraf, işgal ettikleri ülkenin vatandaşları oluyor. Karşılarında güya somut bir düşmanları da var: Viet Cong. Tüm Vietnamlıları böyle etiketleyip canlarını yakmaktan asla çekinmiyorlar. Bu dehümanizasyonu izlediğimiz ekibin başında Sergaent Tony Meserve var, bu rolde Sean Penn’i görüyoruz. O kadar rahatsız edici, o kadar insanlık dışı bir karakteri hakkını vererek oynuyor ki dehşete düşüyor ve ister istemez Sean Penn’den tiksiniyorsunuz…
"Moral olsun" diye Vietnamlı bir kadını kaçırıp tecavüz etmeye çekinmeyen bir ekip var
karşımızda. Bu durumdan rahatsız olanlar da var ama “dışlanmamak için” taraf
değiştirenler de… Bu ne kadar mide bulandırıcı olsa da taraf değiştirenleri
anlamak o kadar rahatsız edici ki.
Bu olaya
karşı gelen tek bir kişi var, o da er Eriksson (Michael J. Fox). Bu mücadelede
karşısına o kadar engel çıkıyor ki, izlerken yoruluyorsunuz. Böyle bir olayın
“mutlu son ile” bitmesi tabii mümkün olmuyor. Ceza alınsa da alınmasa da bu
travmaları atlatmanın bir yolu yok, zaten Amerikan toplumunun en büyük
yaralarından biridir bu savaş travmaları. Sorumlusu kimdir peki bu travmaların?
Ona net bir cevap vermekten kaçınılır genelde… İnsanın kendini ikna etmesi bile
çok zordur bu travmaya kendi vatanının neden olduğuna.
Sonuç olarak
Brian de Palma gerçekten çok cesur, çok etkileyici, izlerken midenize kramplar
giren bir filme imza atmış. İzlemeye cesareti olanlar mutlaka izlesin ve daha
da önemlisi gerekli dersleri çıkarıp, kimin yanında kimin karşısında olmak
gerektiğine karar versin...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder