Yönetmen: Julia Ducournau
Senaryo: Julia Ducournau
Oyuncular: Mélissa Boros (Alpha), Gülşifte Ferahani
(Alpha’nın annesi), Tahar Rahim (Amin)
Festivaller: Film, 19 Mayıs'ta 2025 Cannes Film
Festivali'nin ana yarışmasında dünya prömiyerini yaptı.
Süre: 128 dakika
Kan yoluyla bulaşan bir virüs dünyaya korku salıyorken Alpha
isimli 13 yaşında bir genç kız, eve omzunda yeni bir dövmeyle geliyor. Alpha’nın
annesi bu virüsle enfekte hastaları tedavi eden bir doktor ve görüyoruz ki
kardeşi Amin, yani Alpha’nın dayısı da bu hastalıktan büyük acılar çekmiş, hem
bu hastalıktan hem de çeşitli bağımlılıklardan.
Annesi dövmeyi görür görmez Alpha’nın bu hastalığı kapmış
olmasından korkuyor ve anne-kızın kabusu başlıyor.
Anne karakterinin hem kardeşini hem kızını acılardan korumaya çalışırken nasıl yorulduğunu ve tükendiğini görmek seyircinin içini acıtıyor. Alpha’nın yaşadıkları da hiç kolay olmuyor; hastalık şüphesiyle okul arkadaşlarından akran zorbalığı görüyor, ölüm korkusu yaşıyor ki “Daha çok küçüğüm.” dediğinde salonda gözler doluyor. Alpha annesinin çaresizliğine ve korkusuna da şahit oluyor, annesi tarafından korunmak istiyor ama aynı zamanda da büyümeye, annesinden bağımsızlaşmaya çalışıyor…
Anne-çocuk ilişkisi yönetmenin özellikle üstünde durduğu konulardan
biri. Anne figürü kendini çocuğunu korumaya adıyor hatta “Sana bir şey olursa
bana da olur.” repliğiyle çocuğunun çektiği ve çekeceği acılara ortak oluyor,
bir “anne”den beklenen davranışlar tam olarak bunlar. Ama çocuk
kendini bu korumacı alandan ne zaman ve nasıl uzaklaştıracak, ne zaman birey
olabilecek? Bunlar tartışmaya açık noktalar.
Amin uyuşturucu bağımlılığına saplanmış, bu sebeple
enfeksiyona yakalanmış bir karakter. Sevilen ve sempatik ama yaşadıkları ve
yaşattıklarıyla ailesinde derin travmalar bırakan biri. Amin’in Alpha ve
annesinin hayatındaki yerini gördükçe annenin kaygıları daha da anlaşılır
oluyor. Anne-kız, abla-kardeş ilişkilerindeki korumacılık, korumaya çalışırken
yaratılan toksiklik ama yaşanan her şeye rağmen iç sızlatan koşulsuz sevgiyi
bir bilim-kurgu filmine böyle yedirebilmiş olmak bence filmin en büyük
başarısı.
Anne figürünün sağlıklı yaşanamayan yas sürecinin
tetiklenmesi ve böylece bu travmayı Alpha’ya aktarması da bu ilişkilerin
karmaşık, belki toksik ama bir o kadar da anlaşılır ve insani yönlerinden biri
ve filmde çok güzel yansıtılıyor.
Duygular gereğinden fazla drama boğmadan ama sevgiyi,
korkuyu, üzüntüyü, yalnızlığı seyircinin iliklerine kadar hissetmesini sağlayacak
yoğunlukta yansıtılıyor beyaz perdeye. Ayrıca filmde birçok sahnede rüya ve
gerçekliği ayırmak kolay olmuyor ama bu disosiyasyonun yansıtılışı da benim
hoşuma giden noktalardan biri.
Akran zorbalığı, bağımlılık, eşcinsellik ve hatta ucundan
kıyısından göçmen sorunları gibi yan temalar da hiç havada kalmıyor. Bir şekilde
karakterlerin hikayeleri, davranışları, korkuları, acıları yapboz parçaları
gibi yerine oturuyor.
Yönetmen Julia Ducournau 2021’de Titane filmiyle geniş
çevrelerce tanınır oldu. Cannes’da Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan yönetmen, bu
ödülü kazanan ikinci kadın yönetmen olarak da biliniyor. Titane çok ilginç bir
filmdi, ben genel olarak sevsem de body-horror tarzı birçok seyirci için
oldukça anlaşılır bir biçimde çok rahatsız ediciydi. Dolayısıyla yönetmeni Raw
(2016) ve Titane (2021) filmlerinden tanıyanlar body-horror görmeye hazırlıklı
gidecektir Alpha’ya da. Ben de kendimi çok rahatsız edici sahneler görmeye
hazırlamıştım ve böyle sahneler tabii ki vardı ama film genel olarak
beklediğimden çok daha az rahatsız ediciydi. Yine de kanlı sahneler ve insan
vücudunu mermere çeviren bir hastalık görmek herkes için çok çekici
olmayabilir.
Yine bir salgın filmiyle karşılaşmamızdan anlıyoruz ki COVID’in
bıraktığı izler kolay silinmeyecek. Aslında filmdeki hastalık 1990’larda
geçmesi ve kan yoluyla bulaşmasıyla HIV’e daha çok göz kırpıyor ama salgın
temasının canlanmasını COVID’e bağlamak da çok yanlış olmayacaktır. Anne ve
babasının doktor oluşu da yönetmenin hastane ortamına hakimiyetini açıklıyor.
| Alpha ekibi Cannes Film Fesivali'nde |
Alpha rolündeki Mélissa Boros mükemmel bir performans
sergiliyor ve muhtemelen bu filmle birlikte sinema camiası böyle müthiş bir
oyuncuyla tanışmış oldu. Anne rolündeki Gülşifte Ferahani ise About Elly
(Asghar Farhadi, 2009), Paterson (Jim Jarmusch, 2016) gibi ünlü
filmlerden tanınabilecek bir oyuncu ve bu filmde de inanılmaz bir oyunculuğa
imza atıyor. Filmin en büyük yıldızlarından Amin rolündeki Tahar Rahim’in
muhteşem oyunculuğunun yanında film için oldukça zayıfladığını öğreniyoruz, bu
açıdan Joker rolü için 23 kg zayıflayan Joaquin Phoenix ile kıyaslanıyor.
Sonuç olarak Alpha filmi çok yaratıcı, çok emek verilmiş,
sürükleyici, duygusal olarak yoğun bir film ve ben çok beğendim. Sinemada izlenmesini
kesinlikle tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder