I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya yayılan faşizm dalgasının en önemli aktörlerinden Benito Mussolini’nin kariyerinin başlangıcını, Joe Wright’ın perspektifinden izliyoruz dizide. Ürkütücü, rahatsız edici, yer yer komik… Teatral bir estetik içinde tarihi anlamak, günümüz politika ve politikacılarını tanımak, bunlar olurken asla sıkılmamak…
| Benito Mussolini KAYNAK: Wikipedia |
Aslen sosyalist partide önemli bir konumda yer alan Mussolini,
askeri müdahalenin ateşli bir savunucusu olduğu için partiden ihraç ediliyor ve
Kara Gömlekliler adı verilen şiddete eğilimli ve yarı-silahlı bir çete
kuruyor. Bu çete sosyalistlere ve sosyalistlerin desteklediği grev ve eylemlere
katılanlara acımasız işkenceler yapıyor, dizide bu şiddeti çok sert sahnelerle izliyoruz.
| Kara Gömlekliler KAYNAK: Wikipedia |
Mussolini aynı dönemde yönettiği gazete ve dergilerle fikirlerini yayıyor, özellikle gazileri yanına çekmeyi başararak önemli bir siyasi figür haline geliyor. Yazılarında yeni bir düzenin gelmesi gerektiğini savunuyor: Yeni düzende
- Devlet bireylerden güçlü olacak,
- Demokrasi rafa kaldırılacak ve güçlü bir tek lider olacak,
- Sınıf çatışmaları şiddet yoluyla bastırılıp ulusal birlik sağlanacak,
- Güçlenen devlet yeni fetihler yapabilecek, belki de Roma İmparatorluğu’nun kaybedilen toprakları geri alınabilecek.
Bu fikirler Mussolini’yi 1921 yılında parlamentoya taşıyor,
1922 yılında ise Kara Gömlekliler’in düzenlediği Roma Yürüyüşü’nün yaydığı
korku iklimi ile kral hükümet kurma yetkisini Mussolini’ye veriyor.
Dizide bu olayları kuru bir bilgi tadında değil, etkileyici bir kurguyla izliyoruz. Mussolini’nin iç çatışmalarını, verdiği birçok karardaki bencilliğini ve aslında kendini tatmin etme çabasını yönetmen (Joe Wright) durum komedileriyle ve bazen de Mussolini’nin kameraya dönüp bencil açıklamalar yapmasıyla dördüncü duvarı yıkarak zenginleştirmiş. Wright’ı edebiyat uyarlamaları ve dönem dramalarıyla tanırız. Pride & Prejudice (2005), Atonement (2007), Anna Karenina (2012) gibi klasik romanlardan uyarlamaları; Hanna (2011) ve Pan (2015) gibi daha deneysel yapımları; ayrıca Darkest Hour (2017) gibi tarihi biyografilerini izlediğimiz yönetmenin dizide de filmografisinde sergilediği yeteneğin eksilmediğini görmek beni mutlu etti. Kostüm ve mekân seçimlerinde teatral bir estetik var yine.
Wright, Mussolini karakterine olabildiğince mesafeli
bakmaya, taraflı bir diziden ziyade olanı olduğu gibi aktarmaya çalıştığından
bahsediyor röportajlarında. Bence bunu başarıyor; zaten tarafsız anlatım bile
Mussolini’nin ne kadar itici biri olduğunu göstermeye yetiyor.
| Joe Wright KAYNAK: beyazperde.com |
Tabii burada hakkını teslim etmemiz gereken bir diğer kişi, başrolde izlediğimiz Luca Marinelli. Gerçekten olağanüstü bir performans sergiliyor, bu kadar rahatsız edici bir tarihi karakteri gerçekten bu kadar rahatsız edici oynayabilmek, yeri geldiğinde de güldürebilmek… Bakışlarıyla, gülüşüyle, jestleriyle seyirciyi geriyor ve sinirleri bozuyor Marinelli. Martin Eden (2019) ve The Eight Mountains (2022) filmlerinde de müthiş bir performans sergiliyor, izlemenizi öneririm.
| Luca Marinelli KAYNAK: Wikipedia |
Dizinin ilk gösterimi 81. Venedik Film Festivali’nde
yapılmış, festivalde çok da ses getirmiş gibi görünmüyor.
Dizide en sevmediğim şey, bazı bölüm sonlarında heyecanlı
bir olay olması ve o olayın sonucunu bir daha göremememiz oldu. Spoiler
olmaması için fazla detay vermeyeceğim ama izleyenler beni anlayacaktır. O kadar
kusur olur diyelim…
Sonuç olarak, Mussolini: Yüzyılın Oğlu, tarihi bir
figürün karanlık yükselişini rahatsız edici bir yoğunlukla anlatıyor. Wright’ın
teatral estetiği ve Marinelli’nin olağanüstü performansı, diziyi sıradan bir
biyografiden çok daha fazlası haline getiriyor. İzlemesi kolay değil ama
kesinlikle izlenmeli.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder