Yeni ve güzel bir filme hasret kaldığımız günlerden birinde,
yazar-yönetmen Dag Johan Haugerud’ün Love-Sex-Dreams üçlemesinin son filmi olan
ve Berlinale ‘den Altın Ayı Ödülü’ ile dönen Hayaller filminin vizyona
girdiğini gördük, tabii hemen izledik.
*SPOILER İÇEREBİLİR*
Johanne, annesi ile yaşayan bir lise öğrencisi, anneanne
figürü de hayatlarında önemli bir yer kaplıyor. Olaylar Johanne’in Fransızca
öğretmeninden hoşlanmasıyla başlıyor, her ne kadar “olaylar” dediysem de film aslında
olaylardan ziyade duygu bazlı ilerliyor. Tabii öğretmeniyle arasında geçenler
de filmde önemli bir yer kaplıyor ama asıl odaklanılan nokta, yaşananların
Johanne’e ne hissettirdiği. Johanne hissettiklerini unutmamak için, ki yaşadığı
en güzel şey olarak tanımladığından unutmak istememesi oldukça anlaşılır,
yaşadıklarını yazıyor. Yazdıklarını ailesiyle paylaştığında ise olaylara bambaşka
bir boyut ekleniyor.
Filmin duyguları yansıtma açısından gerçekten başarılı
olduğunu söylemeliyim. Hepimizin tanıdığı ama belki bir süredir unuttuğu duyguları
minik melankolilerle hatırlatıyor, dudağınızın kenarına bir gülücük
yerleştiriveriyor. Johanne’in duyduğu aşk, annesinin kaygıları, anneannesinin
kariyer ve hayat sorguları… Özellikle üç kadının kitabın yayınlanmasını
konuştukları sahne bence çok çarpıcıydı, anne ve annenanne bambaşka ve belki
biraz da bencilce perspektiflerden kaygılara kapılıyorlar, Johanne aklında
olmayan yepyeni tartışmaların içinde buluyor kendini.
Benim için çok çarpıcı olan bir diğer sahne, Johanne’in
psikologla konuşmasıydı. Kitabı yayınladıktan sonra hissettiği boşluk eminim hepimize
çok tanıdık gelecektir, hele ki o yaşlarda bu duyguyla ilk yüzleşme anı…
Filmin en problematik yanı, bir öğretmen-öğrenci ilişkisinin
gerçekten taciz-kötüye kullanım yönünden çok hassas bir çizgide durması. Filmde,
ilişkinin bu yönleri üzerine konuşmalar elbette var ama öğretmen ve annenin
tepkileri üzerinden, daha sarkastik bir açıdan ele alınmış, yani çok da ciddiye
alınmıyor. Bence çok daha ciddi bir konu ve rahatsız edici tarafları var.
Çekimler fotografik olarak çok güzel, Kuzey Avrupa havasını
yaşatıyor. Özellikle evlerin içi inanılmazdı, gerçekten soğuk sokaklardan gelip
hobilerinizle baş başa kalabileceğiniz huzuru yansıtıyordu. Bilirsiniz hobiler
bu coğrafyanın introvert insanlarını işleyen filmlerinin en vazgeçilmez
unsurlarından biri. Burada en sevdiğim filmlerden olan Joachim Trier imzalı
Dünyanın En Kötü İnsanı’na da referans vereyim, izlemediyseniz lütfennn izleyin.
Yönetmenin yeni filmi Sentimental Value dört gözle bekleniyor.
Filmde merdivenler gerçekten çok yer kaplıyor; bir yere
ulaşmak için, bir yerden kaçmak için… Güzel bir metaforik öge aslında ama o
kadar çok kullanılmış ki bir noktada anlamını yitiriyor.
Sonuç olarak Hayaller filmi güzel duygular uyandıran fakat
problematik yönleri de olan, güzel vakit geçirten ama izlenmese de çok büyük
bir kayba neden olmayacak, fena olmayan bir film.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder